Halkın iktidarına doğru…

|

 Halkın iktidarına doğru… A  Halkın iktidarına doğru…

Ülkede “devrim zamanları”nı çağrıştıran olağanüstü günler yaşanıyor.

Göstermelik demokrasi söylemlerinin pabucu dama atıldı.

Artık yalnızca Meclis salonlarında yapılmıyor siyaset!

Halk sokağa çıktı, yeni arayışlara girdi...

Sokaklarda direniş sürerken, bir yandan da yurdun dört bir yanındaki parklarda “halk meclisleri” toplanıyor, demokrasi kürsüleri kuruluyor! Halkımız bu kürsülerde görüşlerini özgürce dile getiriyor, ortak eylem ve birlikte davranma pratikleri kazanıyor.

Halk meclislerinde Erdoğan’ların, Kadir Topbaş’ların, Melih Gökçek’lerin borusu ötmüyor artık; yalnızca halkın sözü geçiyor!

Parklarda herkes konuşuyor, her şey konuşuluyor. Kararlar oydaşmayla alınıyor.

İçtüzük” hükümleri değil “özyönetim” kuralları geçerli buralarda!

Temsili demokrasi”den “doğrudan demokrasi”ye geçişin örnekleri veriliyor.

İşte size gerçek bir “Konuşan Türkiye” tablosu…

Üstelik Başbakan’ın, “Bunlar ne biçim çevreci! Gece yarısı tencere tava çalıp komşuları rahatsız ediyorlar; gürültü kirliliği yapıyorlar!” söylemlerini de boşa çıkarıyor park eylemcileri.

Gece toplantılarında alkış yok, gürültü yok, sövgü yok, yuhalama yok, kargaşa yok!

Başbakan gibi, “vücut dili”ni kullanıyor onlar da. Ama daha zarif, daha estetik biçimde!

Alkışı da, tepkiyi de “sessiz ve derinden”, yani “işaret dili”yle anlatıyorlar.

Bir “kolaylaştıcı”nın yardımıyla (“yönetimiyle” değil!) tıkır tıkır işliyor forumlar…

Siz bu insanların zekâsıyla, yaratıcılığıyla başa çıkamazsınız gerçekten!

Ülkede “ortak akıl”, “kolektif zekâ” harekete geçti bir kez, netseniz durduramazsınız gayrı!

Halk bu forumlarda “biçimsel demokrasi”ye başka bir boyut, başka bir derinlik kattı.

Odatv’nin, “Antik Yunan'da Agoralarda toplanarak dünyayı konuşan insanların yerini artık parklarda buluşan Türk halkı aldı” saptaması çok doğru.

Her türlü ayırımcılığın, üsttenci yaklaşımın dışlandığı; eşitliğin somutlandığı; paylaşmanın ve dayanışmanın ete kemiğe büründüğü özgür tartışma alanlarına dönüştü parklarımız!

Özetle söylemek gerekirse, Haziran Direnişi’nin açtığı yolda, halk kendi iktidarını aramaya başladı.

AKP’yi asıl korkutan da budur işte!

* * *

Nasıl “aklıselim” olunur?

Başbakan, “Gezi” direnişçilerine ikide bir “sağduyu” çağrısında bulunurken, “Aklıselim olun” diyor.

Önce Türkçeyi öğren!

Aklıselim”, sağduyu demektir. İnsanlara “aklıselim olun” denmez, ancak “aklıselim sahibi olmaları” ya da “aklıselimle davranmaları” öğütlenebilir…

Ama daha da önemlisi, eylemcilere bu çağrıyı yapan kişinin, “aklıselim”in hangi sularında yüzdüğüdür!

İl il dolaşıyor, dur durak demeden kışkırtıcı konuşmalar yapıyor…

Doğru olmadığını bildiği halde, gerçek dışı söylentileri gerçekmiş gibi yineliyor...

Camide içki içtiler” yalanını dilinden düşürmüyor…

Dinsel duyarlıkları körüklüyor, halkı kışkırtmaya çalışıyor.

Söylemleriyle toplumda kin ve nefret tohumları ekiyor…

Peki derdin ne senin?

İnsanları birbirine kırdırmak mı istiyorsun?

Aklıselim” bunun neresinde?

* * *

Başbakan’ın belli odaklara çağrı niteliğindeki konuşmalarından sonra, sokaklarda eli sopalı, bıçaklı adamlar dolaşmaya başladı.

Duran Adam”lara karşı karanlık adamlar!

Hükümet, halkın dalga dalga yayılan direnişini kırabilmek için her türlü yönteme başvurdu.

Gelin görün ki, onca kara çalma, gözdağı, manipülasyıon, dezenformasyon işe yaramadı!

TOMA’lar, Akrep’ler, hatta “İmamın Ordusu”, eylemcileri geriletemedi.

Şimdi sıra çetelere, sivil faşistlere geldi.

Başbakan bir yandan “sağduyu” çağrısı yaparken, öbür yandan kışkırtıcı söylemleriyle sokak çatışmalarına ortam hazırlıyor.

Polise gaz verdikçe, devlet şiddeti artıyor.

Son günlerde neler duyuyoruz:

Gözaltına alınan kadın eylemcileri çıplak arama…

Akrep’te cinsel saldırı…

Sonra da “sağduyu çağrısı”!

* * *

Akrepleşenler…

Başbakan, geçenlerde kanımızı donduran bir sav atmıştı ortaya:

Eylemciler, türbanlı bir yakınıma tacizde bulundular!”

Günlerdir bekliyoruz…

Ne bir kanıt, ne bir tanık, ne de tek kare görüntü gösterebildiler.

Oysa Ankara / Dikmen’de gözaltına alınan genç kadına polislerin yaptığı iğrenç saldırı günlerdir manşetlerde.

Mısır’daki sağır sultan bile duydu, Akrep’te yazılan “rezillik destanı”nı!!

Peki sen ne yaptın bu konuda, gıkın çıktı mı?

Sayın Başbakan!

İkide bir “Benim valim, benim polisim!” diyerek işkencecilere arka çıkma; 12 Eylül’ün utanç tablolarını günümüze taşıyan bir zihniyetin temsilcilerini daha fazla cesaretlendirme!

Övündüğün “İleri Demokrasi” gemisi her yanından su alıyor, görmüyor musun?

* * *

Biber gazı açılımı!

Müjdeler olsun!

İçişleri Bakanı genelge yayımlamış, biber gazı kullanımı sınırlanıyormuş.

Nasıl mı?

Polis, göstericilere önce “Dağılın!” diyecekmiş.

Dağılmazlarsa, “Ver gazı!”

Sevsinler sizin açılımlarınızı, demokrasi paketlerinizi, göz boyama numaralarınızı!

Çocuk mu kandırıyorsunuz?

Silahsız, saldırısız, barışçıl gösteri yapma hakkı, anayasal güvence altındadır.

Bu hakkın kullanımı, İçişleri Bakanı’nın “eşref saatine” ya da polisin “paşa gönlüne” bırakılamaz!

Siz bırakın böyle oyalama taktiklerini de, ölümcül bir kimyasal olan biber gazını yasaklayın!

* * *

Yandaş Görüş”

Ayşenur Arslan’n ayrılmasından sonra CNN Türk’te yayından kaldırılan “Medya Mahallesi”, bir süredir “Karşı Gündem” adıyla yeniden ekranda. Aynı formatta ve saatte sunulan yayında Akif Beki’nin karşısında bu kez Aslı Aydıntaşbaş oturuyor. Aslı Hanım’ı gazeteciliğinden ve televizyon yorumculuğundan tanıyoruz. Genelde AKP’ye ve onun politikalarına yakın, liberal eğilimli biridir. Ama karşısında Akif Beki gibi bir yağdanlık olunca, Aslı Hanım neredeyse “muhalif” bir gazeteci gibi duruyor...

Akif Beki, eski patronu Başbakan Erdoğan’a hiçbir biçimde toz kondurmuyor. Adamda öyle bir yetenek var ki, RTE’nin en berbat, en savunulamaz söylemlerinden bile iyilik iletileri üretebiliyor. Her olumsuzluktan mutlaka olumlu bir sonuç çıkarabiliyor!

Gezi eylemlerinden sonra Akif Beki’nin yandaşlık hızı yükselişe geçti. Artık yalnız Erdoğan’ın değil, valinin ve polisin de sözcüsü gibi konuşmaya başladı.

Başbakan’ın böyle hınk deyicileri oldukça, hükümet politikalarında “Gezi” benzeri daha çok yol kazaları görürüz…

* * *

Ş U T

Akit, nakittir!

Akit, Türkiye’nin en tetikçi gazetesi olarak bilinirdi.

Gezi Parkı direnişi sürecinde gördük ki, maşallah tüm anaakım medya Akit’leşmiş!

A Ş U T