Kaşınan Adam!

|

Kaşınan Adam! A Kaşınan Adam!

 Başlık sizi yanıltmasın…

Hayır, “göbeğini kaşıyan adam”dan söz etmeyeceğim!

Konumuz bu değil...

Sözcüğün mecazi anlamıyla “kaşınan” bir adam var karşımızda!

Gerçi her zaman işgüzarlık ederdi, RTE’nin gözüne girmek için bin bir takla atardı ama, Gezi Parkı eylemleri sırasında bir başka paraladı kendini!

Yurtdışından dönen Başbakan’ı büyük kalabalıklarla karşılayabilmek için kamunun tüm olanaklarını seferber etti.

Öyle bir karşılama yapacağım ki Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek!” diye havalara girdi.

Ne var ki, “Havaalanında milyonlar toplanacak, bütün dünya bize parmak ısıracak!” dediği karşılamaya, beklenenin çok altında katılım olunca, yaranmak istediği adamdan bile aferin alamadı!

Şimdi işi gücü bırakmış, Twetter başında sağa sola laf yetiştirmeye çalışıyor.

Attığı “tivit"tlerle cinsel ayrımcılık yapıyor, kadınları taciz ediyor.

Kendisini eleştiren liseli gençlerin izini sürdürüp evlerine polis gönderiyor.

Sokakta barışçıl gösteri yapan insanlara, “Bu halk sizi tükürükle boğar!” diyerek aba altından sopa gösteriyor.

Her akşam bir başka kanalda, Gezi eylemlerine destek veren sanatçılara açık açık gözdağı veriyor…

Sözgelimi, Memet Ali Alabora için, “Başına gelecekleri bilmiyor. Ama Allah'ın izniyle devlet bunu yakalayacak ve ben onu içeride göreceğim" diyor.

Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yere, göstericileri kışkırtmak için, “polise şükran pankartı” astırıyor!

Densizliklerini saymakla bitiremeyiz…

* * *

Gezi Direnişi boyunca çok yaratıcı eylem biçimlerine imza attı halkımız.

Dünya direniş tarihine “Duran Adam” gibi eşsiz örnekler armağan etti.

AKP yandaşları ise ancak “Palalı Adam”la karşılık verebildiler göstericilere.

Bu süreçte bir de “Kaşınan Adam”ın umarsızca çırpınışlarına tanık olduk.

Ankara’nın sokakları, parkları, gece gündüz “Her yer Taksim, her yer direniş!”sloganıyla inlerken, “Kaşınan Adam”ın akıllara durgunluk veren tahrikleri ve “sanal âlem”deki atakları birbirini izledi.

Ancak, klavye gerisindeki meydan okumalara karşın, eylemcilerin karşısına çıkma cesaretini gösteremedi.

Çünkü yirmi yıldır talan ettiği, kimliğini değiştirdiği başkentte nasıl bir öfke ve nefret duygusuyla kuşatıldığını biliyor.

Şimdilerde, “Hazır elimiz değmişken şunun da defterini dürelim!” diye düşünen“Çapulcular”dan fena halde korkuyor!

Televizyon ekranlarında, durduk yerde “Beni öldürecekler!” deyip gözyaşı dökmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

Kaşınan Adam”, suyunun ısındığını görüyor ve “ahir ömrünü” bir dönem daha uzatabilmek için, son bir umutla, canhıraş çırpınıyor. Bu arada çamura yatıyor, şaklabanlık yapıyor, velinimetine yaranmak için acınası atraksiyonlar sergiliyor…

Ama bütün bunlar onu kurtarmaya yetmeyecek!

Çünkü miyadı doldu, son kullanma tarihi geldi!

Padişah özentileriyle birlikte saray soytarıları da deliğe süpürülecek!

Haramilerin saltanatının çöküşünü ve “Ankara’nın yeniden kurtuluşu”nu kutlamak için sabırsızlanıyoruz.

Kaşınan Adam”ı layık olduğu yere gönderince, yedi gün yedi gece bayram yapacak Ankara!

Halkımız bu “Kutlu Düğün Haftası”nı bekliyor şimdi!

* * *

Emre Kongar’ın köşe yazarlığı

Prof. Dr. Emre Kongar, eski bir öğretim üyesi. Uzmanlık alanı siyasal bilimler ve sosyoloji. Medya sektörüyle de yakın ilişkisi var. Uzunca bir süre Hürriyetgazetesinde danışmanlık yaptı. Dört yıl kadar Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulundu. Şimdilerde Cumhuriyet gazetesinin Yayın Kurulu Üyesi ve köşe yazarı…

Emre Bey’le her ne kadar tanışıklığımız olsa da, siyaseten yakın sayılmayız. Henüz “Demirperde” söylemini aşamamış toplumbilimciliğini ve antikomünist çağrışımlar içeren siyasal çizgisini, bir sosyalist olarak onaylamam düşünülemez. Gizleyecek değilim, önceki yıllarda Mehmet Barlas’la NTV’de paylaştığı “Yorum Farkı”izlencesi de beni kendisinden iyice soğutmuştur.

Emre Kongar’ın köşe yazarlığını da kendime yakın bulmam. O yüzden, her yazısını inceden inceye okumak gereğini duymuyorum. Yine de, arada okuduklarım oluyor. 9 Temmuz 2013 günlü yazısı, “Gezi Direnişi ve Linç Rezilliği!” başlığını taşıyordu.Emre Hoca’nın bu konudaki toplumbilimsel çözümlemesini merak ettiğim için okumak istedim. Sonunda şunu gördüm:

Yazının yarısından fazlası Cengiz Çandar’dan alıntı…

Bir o kadarı da kendisinin eski bir yazısından aktarma…

Geriye kalıyor iki küçük paragraf...

O paragraflardan biri de önemli bir bilgi yanlışı içeriyor.

Gezi Direnişi’nden sonra, Mustafa Altıoklar’a ve Fazıl Say’a, babalarını kapsayan bir biçimde ‘aile boyu’ uygulanan linç kampanyası, yeniden ivme kazandı!” diye yazmış.

Ben, Mustafa Altıoklar’a ve babasına karşı böyle bir kampanya yürütüldüğüne tanık olmadım.

Emre Bey belli ki Mustafa Altıoklar’la Mustafa Alabora’yı karıştırmış.

Hükümet güdümlü gazetelerin linç etmeye çalıştığı kişiler, Memet Ali Alabora ile babası Mustafa Alabora

Sayın Kongar, sonraki günlerde belki yanılgısını görür, bir düzeltme notu koyar diye bekledim. Bugüne değin böyle bir düzeltme yer almadı köşesinde.

Merak bu ya, gelişigüzel seçtiğim birkaç yazısını daha mercek altına aldım Emre Kongar’ın. Genellikle şurdan burdan yapılmış uzun alıntılarla sütun doldurduğunu gördüm...

Bir akademisyenin köşe yazısı bu denli kolaycılığa kaçmamalı diye düşündüm.

* * *

Emre Kongar, yeni yayımlanan “Gezi Direnişi” adlı bir kitaba, “Direnişin ruhu, anlamı ve gelişimi üzerine analiz” yazısı yazmış…

Kitabın tanıtım duyurusunda böyle söyleniyor…

Haksızlık etmek istemem ama, yukarıdan beri yazdıklarımdan sonra, bu kitabın benim beklentilerime yanıt vermesi biraz zor gibi görünüyor…

* * *

Oktay Akbal’ın hüznü

Daktilo başına her oturuşta ilk cümleyi kurmak zordur” diyor Oktay Akbal. (Cumhuriyet, 1 Kasım 2012)

Doksan yaşına basmış Oktay Akbal ustamız…

Neredeyse yetmiş yıldır yazıyor...

Onu yalnızca köşe yazılarından tanıyanlar yanılır! Çünkü o, unutulmaz öykülerin de yazarıdır.

Önce Ekmekler Bozuldu”, henüz yirmili yaşlarında yazdığı ve adı neredeyse özdeyişleşmiş bir kitaptır.

Oktay Akbal, yaşadığımız günlere çok üzülüyor. Hasta yatağında daktilosunun tuşlarına güçlükle vurmaya çalışırken derin bir hüzün duyuyor.

Şöyle bitirmiş yukarıda andığım yazısını:

Bu yaşımda bütün bunları görmek için mi yaşadım? Bütün ömrümü harcadım! Yazık olmuş, yazık!..”

Asıl, Cumhuriyet’le yaşıt bir yazara bu acıları yaşatanlara yazıklar olsun!

* * *

Palalı hukuk!

AKP’nin eski “Taklacı Bakan”ı İdris Naim Şahin, Gezi direnişçilerine yönelik Taksim’deki “palalı saldırı” için, “Esnafın hukuk çerçevesindeki eylemi”demiş…

 Daha önce “balyoz”lusunu görmüştük “hukuk” diye yutturmaya çalıştıkları bu“aligenciz oyunu”nun. Demek ki şimdi de “Yeni Osmanlı” nostaljisinin ruhuna uygun olarak “palalı” modelini üretmişler!

Adana Belediyesi’nde çalışan bir “aklıevvel” de eline kazma alıp Mimarlar Odası’nın kapısına dayanmış ve “Ayağınızı denk alın! İslam âleminin lideri Erdoğan’dır!” diye bağırmış…

Oysa Müslüman Kardeşler’in Mısır’da yediği ağır darbeden sonra, “İslam âlemi”nde Erdoğan’ın karizmasının çizildiği biliniyor.

Bu durumda ayağını denk alması gerekenler belli değil mi?

Kendisi himmete muhtaç bir dede / Nerde kalmış başkasına himmet ede!”

* * *

Ş U T

Vandallar…

Melih Gökçek, Ankara’da “Vandalizm Müzesi” kuracakmış…

Atatürk Orman Çiftliği’ni yağmalayan vandallar da burada sergilenecekse ben desteklerim!

A Ş U T