‘Uluslararası Caz Günü’ Ghetto’da Aşk ve Devrim!

|

‘Uluslararası Caz Günü’ Ghetto’da Aşk ve Devrim! A ‘Uluslararası Caz Günü’ Ghetto’da Aşk ve Devrim!

Tiyatro eleştirmenliğimin yanında ‘Caz’ ve ‘Blues’ üzerine müzik eleştirileri de yazıyorum. BirGün’den beni takip edenler bilirler, beş yıldır sürdürdüğüm caz kritiklerim, Türkiyeli caz severleri ortak bir paydada buluşturmayı başardı. Özellikle Türkiye’de son dönemde artan caz tutkusu genç sanatçıların uluslararası arenada büyük başarılar göstermesini sağladı. Başarıların artışı hem devleti yönetenlerin hem de dünya kamuoyunun dikkatini çekmiş olacak ki, henüz ikinci yılını kutlayan ‘Uluslararası Dünya Caz Günü’, merkezini bu sene İstanbul olarak belirledi. Bende etkinlikler kapsamında İstanbul’un önemli caz sahnelerinden birisi olan ‘Ghetto’dan Nicola Conte konserine davet aldım. Cazın farklı yorumcusunu dinlemek için konserin yolunu tuttum.

Konserle ilgili detaylı kritiğe geçmeden önce, İstanbul’un cazın merkezi olması yolculuğuna kısaca değinmeliyim. UNESCO ve Thelonious Monk Caz Enstitüsü tarafından hayata geçirilen ‘30 Nisan Uluslararası Caz Günü’ dünyanın her ülkesinde çeşitli etkinliklerle kutlanırken bu sene dünya çapında kutlamaların merkezi İstanbul oldu. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri ve Kültür-Turizm Bakanlığı öncülüğünde, İstanbul Caz Festivali’nin yerel ortaklığı ile İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Uluslararası Caz Günü’, caz dünyasının yaşayan en büyük isimlerinin birçoğunun sahnede olduğu görkemli konserlerle tüm dünyayı büyüledi. Aya İrini Müzesi’nde başlayan gece internet üzerinden tün dünyaya canlı yayınlanırken, caz tutkusunu Avrupa’nın önemli şehrinde yaşamanın verdiği heyecanı yazmakla bitirimem. Belkide bizler için bir rüya gerçekleşti, diyebilirim.

Ghetto’da konser öncesinde Aya İrini’de başlayan gecenin canlı görüntüleri dinleyecilere gösterildi. Cem Yılmaz’ın açılış gecesinde yaptığı bazı komik esprilerin dışında, Uluslararası Caz Günü Konseri, Unesco İyi Niyet Elçisi Herbie Hancock, Unesco Genel Direktörü Irina Bokova ve Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in konuşmalarıyla başladı. Konuşmaları dinlerken caz müziğin artık bizden bir parça olduğunu görüyordum. Geçmiş caz kritiklerimde bahsettiğim üzere dünyaya mal olmuş bu müzik türü asla ‘elit’ bir kesimin müziği olmadı/olmayacak. İnsan duygularının belkide en etkili sözlerine, notalarına dönüşen ‘caz’; acıyı, sevinci, aşkı, kederi, umudu, geçmişi, belleği, devrimi... aynı potada eriten sıradışı bir uyum!

Nicola Conte’den Aşk & Devrim!

Son albümü ‘Love & Revolution’ caz otoritilerince büyük ilgiyle karşılanan büyük sanatçı Nicola Conte, Ghetto’da ‘afro latin jazz’ ağırlıklı repertuarıyla dinleyicileri karşısına geçti. Konser öncesi ‘Aya İrini’de başlayan etkinliği kısa süreli izleyip içimizdeki tutkuyu ateşledikten sonra Conte hepimize unutulmaz bir gece yaşattı. Sanatçının tarzını Brezilya ve Arjantin odaklı jazz müzik yapısı belirliyor gibi, ama Avrupa cazının hareketli tınılarını gecenin ilerleyen saatlerinde epeyce hissettik. Grubun içinde yer alan isimlerin deneyimleri çok önemli. Zira gecede gruba Türkiye’den öylesine mükemmel sanatçılar eşlik ettiler ki, grubun dinamiği geceye damgasını vurdu. Etkileyici caz vokalisti Ferhat Öz, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Trompet Grup Şefi Şenova Ülker, Istanbul Superband’in kurucu şefi, İ.Ü. Devlet Konservatuarı öğretim üyesi Aycan Teztel ve 19 yaşında Türkiye Cazı’nın sarsıcı ismi saksafoncu Anıl Şallıel, Nicola Conte ile cazı üç kıta içinde harmanlamayı başardı. Konser ilk dakikasından son dakikasına kadar büyük sürprizlerle ilerlerken dinleyeciler sahneden yayılan enerjiyle şahane dakikalar geçirdi. Aşkın melodisi içinde insanın içindeki devrim ruhunu ateşleyen müziklere söylenecek sözler yazmakla bitmez.

Uluslararası Dünya Caz Günü’nde ‘Ghetto’da unutulmaz bir gece yaşadım. Dünyanın önde gelen sanatçılarını İstanbul’un enternasyonal yapısı içinde eriten caz, Türkiye’de emekleme safhasından çıkıp hızlı adımlarla yürüme safhasına geçti. Türkiye Caz Müziği’nin de iyi bir sınav verdiği gecede tüm dünyanın gözü kulağı İstanbul’un üzerindeydi. Umarım bir sonraki buluşma yine İstanbul’daki gibi unutulmaz geçer.