Kürt siyasal mücadelesinin izzeti

|

Kürt siyasal mücadelesinin izzeti A Kürt siyasal mücadelesinin izzeti

Kırılmak, savrulmak, uzak düşmek tehlikesinin ilacı samimi ve açık olmaktır. O nedenle ‘söylenmeyi’ bırakıp, ‘söylemek’ lazım. Sırrı Süreyya Önder ve Özgür Gündem’de Delil Karakoçan öyle yapmış. Kürt siyasal hareketi ile, onun çok yakınında duran pek çokları arasında esen hafif soğuk rüzgardan söz ediyorum. Bu rüzgar barış sürecinin ta başında esmeye başladı, Gezi meselesi ile devam ediyor. Görmezden gelmenin alemi yok, aksine bir büyük yoldaşlık adına gözümüzü dört açmak durumundayız.

  Kürtlerin özgürlük mücadelesini anlamlı bulan herkes, barış sürecinde Kürtlerin öncelikleri konusunda ‘anlayışlı’ ve özenli olmak zorundaydı, bu konuda kuşku olmamalı. Nitekim bu konuda sağduyu galip geldi, ortak zemini kaybetme tehlikesi büyük ölçüde atlatıldı.    

  Doğrusu ben Gezi olayları başladığında da, hemen Kürtleri meydana davet etme yanlısı değildim, tam tersine ‘barış süreci’nde ipe un serme sinyalleri veren iktidara bahane oluşturmamak gerektiğini düşünüyordum, hala da böyle düşünüyorum. Ancak, Önder’in dediği gibi ‘memleketin yarısı sokaklara dökülmüş halde’ iken, Kürt siyasi hareketinin tutumu meseleyi ‘geçiştirme’ çabası olmamalıydı. Son dönemde hepimizin ezberlerini bozan gelişmeler oldu, o nedenle Kürt siyasetinden çok net ve kesin tavır beklemeye hakkımız yok. Takdir edersiniz ki, seyri meşkuk olmakla birlikte, ‘barış süreci’ çok zorluklarla varılan bir noktaydı, bu koşullarda Kürtlerden temkini elden bırakmayı talep etmek büyük haksızlık olur.

   Ancak, konuya samimi bir lisan-ı hal ile yaklaşmak çok daha iyi olacaktı. Zira, Kürt siyasetinin sıradan bir ‘pragmatizm gözetiyor’ görüntüsü vermesi her şeyden önce Kürt özgürlük mücadelesine haksızlık olur. Bu hareketin en önemli gücü, haklılığından, sahiciliğinden kaynaklanıyor. Çok sahici bir mücadelenin barışla taçlanması, sahiciliğini yitirme pahasına olamaz. Bunun dışında, Kürtlerin şimdi sokaklara dökülen Türkiyelilere istedikleri kadar sitem etme hakkı var, yeter ki bu sitemler bahane bulmak değil,  onları bir kez daha kendilerinin yanına davet etme adına olsun. Kürtler, Türkiye’de yaşayıp şu ana kadar olanlara duyarsız kalan herkese dönüp, ‘biz bu noktaya gelmek için ne bedeller ödedik, işler sandığınız kadar kolay değil, bizi anlamak zorundasınız’ diyebilmeli ve bu yadırganmamalı. Ama bu açık ve samimi bir şekilde söylenmeli, kerhen, zoraki tepki verip bunun ardına saklanmaya çalışmak sahiciliği zedeliyor.  Böylesi, her şeyden çok, tüm hayatlarını Kürtlerin dik duruşlu mücadelesi uğruna harcayanlara, harcananlara karşı büyük haksızlık olur.

   Sonuçta, Öcalan ve KCK, net açıklamalar yaptılar, ama Kürt siyasetine BDP ve DTK’nın ikircikli  tutumlarının gölgesi düştü. Ben buralarda takılıp kalmanın çok yanlış olacağını düşünüyorum. Dahası, tekrar edeyim, kimsenin tüm bu tablodan, Kürt siyasetinin içinde bulunduğu zorlukları göz ardı etmek için mazeret çıkarmaması lazım. Nihayetinde bizlerin omzunda yumurta küfesi yok, ama onların sırtında acılı bir mücadele tarihinin ağır yükü var. Tam da bu nedenle, Kürt siyasal mücadelesinin ‘izzeti’ne uygun davranmalarını bekliyoruz.