Boşlukta gezinen dünya ve tatlı patatesler

|

Boşlukta gezinen dünya ve tatlı patatesler A Boşlukta gezinen dünya ve tatlı patatesler

Teorik fizik geçtiğimiz yüzyıl boyunca yaşadığımız evrene, doğaya, hayata bakışımızda köklü değişiklikler meydana getirdi. Kuşkusuz, bundan yüzyıl önce, 1905 yılında ‘Annalen der Physik’ dergisinde arka arkaya yayımlanan üç makalesi ile Albert Einstein bu değişimin en önemli hazırlayıcılarından biridir. Derginin haziran sayısında çıkan ve Özel Görelilik Teorisi ile ilgili olan makalesi zaman ve mekân konusundaki kavrayışımıza çok zarif bir biçimde bambaşka bir pencere açar. Diğer iki makalesi ise atom ve moleküller ile ışığın doğasına ilişkindir ve kuantum mekaniğine yapılmış çok ciddi katkılar olarak bilim tarihine geçmiştir. Einstein, günümüz fiziğini oluşturan iki önemli teorik damardan biri olan görecelik teorisini tek başına oluşturmuş ve kuantum teorisine de –genelde eleştirel bir duruş içinde olmakla birlikte- çok önemli katkılar yapmıştır.  Bilim tarihi içinde, 1905 yılı mucizevi yıl –annus mirabilis- olarak anılır ve inanın hiç de abartılı bir niteleme değil bu. 

Einstein’in parlak teorilerine karşın, yine de bir başka fizikçi, Edwin Hubble, yaptığı gözlemler sonucu başka galaksilerin varlığını keşfedinceye ve kendi adı ile anılan ‘Hubble Yasası’nı ortaya koyana değin ne kadar büyük bir evrende yaşadığımız tam olarak anlaşılamamıştı. Hubble yaşadığımız evrende bulunan gökcisimlerinin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığını keşfetmiş ve evrende Samanyolu galaksisi gibi pek çok galaksi bulunduğunu belirlemiştir. Bugün evrende her biri, güneş benzeri yüz milyarlarca yıldız içeren en az yüz milyar galaksi olduğunu biliyoruz. 
Güneş sistemimizin ılıman kuşağında yer alan ve Dünya adını verdiğimiz gezegen bu olağandışı büyüklükteki evrende yer alan ve içinde barındırdığı milyonlarca canlı türü ile sürekli gezinen mütevazı gök cisimlerinden biri.


İnsan merkezli evren
Mark Twain, dünyadaki hayatın başlangıcından günümüze kadar geçen zaman sürecini Eyfel Kulesi’ne benzetmiş ve insanın doğa tarihinde yer aldığı birkaç milyon yıllık zaman diliminin ise kulenin en tepesine sürülmüş bir kat boya tabakası kadar yer kaplayacağını dile getirmişti. Bir benzetme yaparak açıklamak gerekirse, Eyfel Kulesi’nin bu boya tabakası için varolduğunu veya ortaya çıktığını öne sürmek ‘insan merkezcilik’ olarak adlandırılabilir. İnsan merkezci bakış açısının çerçevesi evrenin başlangıç anlarından günümüze kadar da genişletilebilir. Nihayetinde bir inanç sorunu bu ve yarattığımız uygarlık her şeyin insan için olduğuna yönelik bu inancı sürekli pekiştiriyor.
Hayat dediğimiz şeyden sadece insan hayatını ve hatta tek tek bireylerin hayatını anlıyoruz artık. Doğada yaşayan insan dışındaki diğer canlılar ile olan karmaşık ilişkimizi gözden ırak tutan bir ‘gündelik hayat’ örüntüsü içinde yaşıyoruz. Aksini gösteren onca kanıta rağmen her şeyin insan için olduğuna inanıyor ve hayatı da ona göre kuruyoruz.

Tatlı patates merkezli evren
Kökeni Amerika, İnka dilinde adı ‘batatas’ ve anavatanı da Peru olan patlıcangillerden bir bitkidir, şimdi bilinen adı ile patates. Domates, patlıcan ve tütün gibi coğrafi keşiflerin başladığı 15-16 yüzyıllarda ilk olarak Avrupa’ya getirilmiş bitkilerden biridir. Anavatanı olan And Dağları’nın değişken tabiatlı iklim koşullarına uyum sağlayabilmek için evrim geçirmiş 5000’den fazla yabani alt türü olduğu biliniyor. Her yere bu bölgeden yayılmıştır. Günümüzde bütün dünyada bu 5000 alttürden aşağı yukarı sekiz-on tanesi insanlar tarafından en çok üretilip tüketiliyor.
Tarımsal faaliyetler, insanın doğadaki karmaşıklığı basitleştirerek, her zaman mümkün olmasa da istediği şeyleri elde etme çabası olarak da görülebilir. Yani bir bitkiyi tadı veya kokusu hoşumuza gittiği için ya da besleyici olduğu için alır, önceden hazırladığımız bir toprak parçasına ekerek, seçici-ayırdedici süreci başlatmış oluruz. Sonrası ‘o’ bitki ile insanın birlikte evrilen ve bazen bin yıllara dayanan öyküsüdür. İnsan çeşitlilik üretmez, ama bir bitki çeşidini ekip dikerek uzun vadede doğada var kalmasını sağlayabilir. Kültür bitkileri ile yapılan tarımsal faaliyetin özünü bu oluşturur. Yiyeceğimiz olan bitkileri seçer, ayıklar, birbiri ile çaprazlayarak daha iyi özelliklere sahip çeşitler üretir ve nihayetinde biz de doğada var kalabilmek için gerekli besinlerimizi üretiriz. Hiç kuşku yok ki,  yaşadığımız zaman diliminde elde mevcut olanlar ne ise onlardan…
Burada baskın rol insana verilse de, gerçekten öyle mi?


Bitkiler de diğer tüm canlılar gibi doğada olabildiğince uzun bir süre var kalmak, soylarını sürdürmek ister. Kuşkusuz bilinçli bir ‘istek’ değil bu. Bilinç ya da istek gibi sözcükler olan biteni açıklamak için başvurduğumuz sözcükler sadece. 
Binlerce yabani patates türünden bazılarının insan beslenmesine uygun ve hoşa giden bir tada sahip olmasının düşünmeye değer yanları vardır.
Patates neden tatlıdır? sorusuna, ‘içerdiği şeker bazlı kimyasal maddelerden ötürü’ yanıtını vermek, olası en basit ama doğru olmayan yanıtlardan biri olacaktır. Basittir çünkü tatlılık dediğimiz şey bilebildiğimiz kadarıyla sadece insana özgü bir duyumdur. 
Patates ile tatlı olan yiyeceklere karşı düşkünlük gösteren canlılardan biri olan insan doğa tarihinde aynı jeolojik zaman diliminde yaşadıkları için, patates kolayca bu kadar farklı coğrafyalara yayılmış ve biyolojik bir tür olarak hayatta kalma açısından bir avantaj sağlamıştır. İnsan gittiği her yere bu bitkiyi de götürmüş ekip dikerek varolmasını sağlamıştır.  Bir bitki insanın neye ihtiyaç duyacağını bilse ve doğada uzunca bir süre var kalmak için bu ihtiyaca karşılamaya yönelik bir strateji geliştirmek istese tam olarak patatesin yaptığı şeyi yapar ve bazı alttürlerinin tadını ‘tatlı’ kılardı. Acı, zehirli, yenilmeyecek tat ve koku bileşimine sahip binlerce patates türü arasından bazıları, doğada yaşayan milyonlarca canlı türünden biri olan insanın damak tadına ve metabolizmasına uygun bileşime sahip olduğu için bugün de her yerde zevkle yeniyor, büyük ölçekte ekimi dikimi yapılıyor.
Dünya ölçeğinde en çok yetiştirilen dört bitkiden biri patatestir.
İnsan merkezci bakış açısını tersyüz edip bir kez daha düşünelim, insan mı patatesten yoksa patates mi insandan faydalanıyor.

Not: Patatesin yediğimiz kısmı olan yumrusu dışındaki yerlerinin tamamı acı ve zehirli. Dolayısıyla evde sakladığımız patateslerin çimlenmiş veya filizlenmiş kısımlarının zehirli maddeler içereceğini, kabuğunun özenle soyulması ve yenilmemesi gerektiğini aklımızda tutalım.