Biyolojik çeşitlilik azaldıkça kaybolacak hikâyeler

|

Biyolojik çeşitlilik azaldıkça kaybolacak hikâyeler  A Biyolojik çeşitlilik azaldıkça kaybolacak hikâyeler

İnsan hikâyeler anlatan, hatta uyduran bir canlıdır. Kendi kişisel karakterimizi bile özünde bir hikâye gibi kurgularız. Kendimiz hakkında seçici ayırt edici bir biçimde belleğimize başvurarak, sürekliliği olan hikâyeler oluştururuz. Kuşkusuz geçen zamanla birlikte hikâyelerimiz de değişir.
İnsanın kendi hakkında anlattığı hikâyeler diğer canlılar hakkında ne söylediği, onların hayatlarını nasıl hikâyeleştirdiği ile de yakından ilgili. Hele dikkatinizi doğaya çevirirseniz olağanüstü hikâyeler barındırdığını fark edersiniz. Çeşitlilik farklılık demektir. Hayatın göz alıcı karmaşıklığı ve güzelliği de buradan gelir. Bir ekosistem ne kadar çok farklı sayıda türü barındırıyorsa biyoçeşitlilik açısından da o kadar zengin addedilir.  Çeşitlilik herhangi bir sistemin devamlılığını sağlayan en önemli unsurlardan biridir.
Tür çeşitliliği, bir bölgede mevcut olan canlı türlerinin sayısını ifade eder. Yeryüzünde mevcut olan tür çeşidi sayısının 10 milyon ila 80 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu sayının yalnızca bir milyon altıyüzbininin -yani altıda biri veya ellide birinin tanımlanabilmiş- olması aslında doğa dediğimiz şey hakkında ne kadar az şey bildiğimizi, bu gezegendeki hayatın ne kadar farklı, şaşırtıcı hikâyelerle dolu olduğunu gösteriyor.

HIZ REKORTMENİ PİLOBULAR


Doğa şaşırtıcı özelliklere sahip canlılarla dolu. Pilobolu’lar gibi örneğin. Otlak ve çayırlık alanlarda yaşayan atların çevreye saçtığı dışkılarında -sevimsiz bir örnek gibi ama biraz sabır!- bulunan canlılardan biri. Bir mantar olan Pilobolu şimdilik gezegenimizin en hızlı canlısı.  Pilobolu’lar saniyenin milyonda birinde yirmi kez çoğalabilir ve 20 bin ‘g’ kuvvetine çıkan bir hızda hareket edebilir. İnsan için beş ‘g’ lik bir hız öldürücüdür. Astronotlar eğitimleri boyunca 4 ‘g’ lik bir hızla başa çıkmayı öğrenirler. Buna rağmen pek azı eğitimi tamamlayabilir.  İnanılmaz bir hızla büyüyen pilobolu’lar sporlarını çok öteye fırlatabilirler. Araba meraklılarının pek hoşuna gitmeyecek ama saniyenin iki milyonda biri gibi çok kısa bir zaman diliminde sıfırdan yirmi kilometrelik bir hıza çıkabilirler. Yani ses hızından yüz kat daha hızlı olan bir şeyden söz ediyoruz.

Neden at pisliğinde yaşayan bir canlı gezegenin en hızlısı olmak zorunda? Nedeni anlaşılır bir şey: Hayatta kalmak için. Doğa böylesi ilginç hikâyelerle dolu. Doğal hayatı ve en basit ve gereksiz görünen canlıların bile yaşam döngüsünü bir parça anlayan bir insanın bundan etkilenmemesi, büyülenmemesi olanaksız.

ANLATACAK HİKÂYE KALACAK MI?


Stanislaw Lem  ‘Solaris’ isimli romanında insanın, tek bir organizma gibi davranan, canlı bir gezegenle kurmaya çalıştığı iletişim çabasının ne kadar nafile olduğunu anlatır. Bizim anlamaya çalıştığımız ama onun da bizi anlamaya çalıştığı bir gezegenden bahseder. Roman boyunca kim kimi inceliyor ve anlamaya çalışıyor giderek karmaşık bir hale bürünür; hatta gezegen anlamaya yönelik deneyler düzenlemekte insandan daha iyi gibidir. Türler arası iletişimin imkânsızlığı üzerine bir kitap olarak okunabilir Solaris. Lem sakin sakin insana şunu söylüyor gibidir: Ağır ol, efendi ol, bu işler düşündüğün kadar kolay değil.

İnsan her ne kadar gözünü uzaydan, başka bir gezegendeki uygarlıktan gelecek canlılığı belirten bir sinyale dikse de; aslında yanı başımızda, gözümüzün önünde keşfedilmeyi, anlaşılmayı bekleyen olağanüstü çeşitlilik ve karmaşıklıkta bir doğal hayat olduğunu gözden kaçırır. Kıymetli şeyler de çoğu zaman yanı başımızda, gözümüzün önündedir aslında.

Şu an mecliste olan ve bu haliyle yasalaşmaması gereken “tabiatı ve biyoçeşitliliği koruma yasa tasarısı” en temelde, insanın hayat üzerine düşünme ve hikâyeler anlatabilme yetisini felç edecek.  İnsanın, hayatta elindekilere sahip çıkma, koruyabilme, değerini bilebilme; değersiz olanı görebilme becerisi önemsenmesi gereken bir beceri ve bu beceriyi mümkün kılan en asli şey başka türlü hayatlar hakkında da hikâyeler anlatabilmesi. Fiziksel-biyolojik pek çok koşulun yanı sıra hayatı güzel kılan şey biraz da budur.

***

BİR PİLOBOLU OLMAK NASIL BİR ŞEY
Pilobolular,  hayatta kalmak için at gibi bir otçul tarafından yenmek zorunda. Yani atın yediği ot ve çimenlerle birlikte bünyesine giren pilobular, mide ve bağırsakları geçtikten sonra malum şekilde atın bünyesinden çıkmalı ki dışkı içinde hızla çoğalarak mantar sporlarını, yani yavrularını oluşturabilsin. Sorun bu yavruların atın bünyesine tekrar nasıl sokulacağında. Çünkü atlar da tıpkı insanlar gibi az çok bir damak tadına sahiptir ve dışkıladıkları yerde otlamazlar. Bu nedenden ötürü mantarların sporlarını çok öteye temiz çimen veya otların bulunduğu bölgeye fırlatmaları gerekir. En az iki metre öteye. Ancak aşılması gereken büyük bir güçlük var: Ne kadar küçükseniz hava da size o kadar koyu veya kalın gelir. Küçük bir mantar sporu için hava bir bal kadar yoğundur ve olağan hızlarda bu yoğunluk sizi yerinizden bile kıpırdayamaz kılar. Tek çözüm çok yüksek bir hıza ulaşmaktır. Mantar sporu bunu bir su keseciğinin iç basıncını sürekli artırarak yapar. Sonunda bir balon gibi şişen kesecik patlayarak ucundaki sporu taze çimenlerin olduğu bölgeye,  atların keyifle otladığı bölgeye kadar fırlatır. Sonrası malumunuz.