İşçi sağlığına tek tehdit iş kazaları mı?

|

İşçi sağlığına tek tehdit iş kazaları mı? A İşçi sağlığına tek tehdit iş kazaları mı?

Hepimizin bünyesinde bir miktar plutonyum var.

Uzay araçlarında enerji kaynağı olarak plutonyum gibi nükleer maddelerin kullanılması bir dönem oldukça yaygındı. 1964 yılında plutonyum yakıtlı “Transit 5BN-3” adlı ABD seyir uydusunun yörüngeye giremeyerek yanması içerdiği 1 kilo plutonyumun atmosfere dağılmasına neden olmuştu. 1970 yılında yapılan bir toprak araştırması Transit 5BN-3 uydusundan yayılan plutonyumun yeryüzünün her yerine dağıldığını gösterdi. 2007 yılında hayata veda eden Kaliforniya Üniversitesinden Doktor John Gofman dünyadaki akciğer kanseri vakalarındaki artışın önemli nedenlerinden birinin bu kaza olduğunu söylüyordu.

RİSKLİ DURUMLAR

Risk ölçümü yapmak zordur. Yapmak için şiddetli heves duyduğumuz konularda riskleri küçümseyebiliriz. Örneğin Uzay Mekikleri ile gerçekleştirilen çalışmalarda başlangıçta yüz binde bir olarak hesaplanan kaza olasılığı gerçekleşen kazalardan sonra sürekli güncellenmiş ve sonunda yetmişte bir gibi bir orana kadar çıkarılmıştır. Yani her yetmiş uzay uçuşundan birinde bir kaza olması olasılığı var demektir.

Yüz binde birden yetmişte bire! Risk ölçümleri genelde böyle belirsizdir; son sözü ampirik kanıtlar söyler. Bu nedenle tehlikeli bir durumun ortaya çıkma olasılığının veya riskin ne kadar düşük olduğuna işaret ederek herhangi bir şeyin üretimine veya kullanılmasına meşruiyet sağlayan söylemlerin doğruluğundan ciddi kuşku duymalıyız. Risk özünde bir tahmindir çünkü. Sadece bildiğimiz şeyleri hatta çoğunlukla onların da bir kısmını -işine gelen kısmını- hesaba katar. Uzay araçlarında nükleer yakıt kullanmak çok tehlikelidir ve bunu kanıtlamak için birkaç sevimsiz uzay kazasının yaşanması yeterli olmuştur. Ama söz konusu olan meslek hastalıkları olduğunda risklerden söz etmek ve olumlu sonuçlar doğuracak çalışmalar yapmak çok zordur.

 

MESLEK HASTALIKLARI

Türkiye’de işçi sağlığını ilgilendiren konularda tıbbi izleme ve denetim çalışmaları çok yetersiz. Buna geçici işçilik ile kayıt dışı istihdamın yaygınlığı da eklendiğinde meslek hastalıkları ile ilgili değerlendirmeler yapmanın ne kadar zor olduğu açığa çıkar.

Meslek hastalıkları, işyeri ortamında bulunan olumsuz faktörlerin etkisi ile meydana gelen hastalıkların ortak adıdır. Çalışanların, çalışma ortamından kaynaklanan çeşitli risk faktörlerine maruz kalması sonucunda görülmektedir. Kot taşlama işçilerinde görülen silikozis ve hurda gemi sökümü ile uğraşan işçilerde görülen asbestozis hastalıkları gibi. Hastalığa neden olan etkenle ilk temastan 1 hafta sonra ortaya çıkabileceği gibi, bazen 30 yıl sonra da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kimyasal maddelere maruz kalma sonucu açığa çıkan meslek hastalıklarının tespiti ve takibinin yapılması oldukça karmaşık laboratuvar testleri gerektirdiğinden zordur.

DOĞRU DÜZGÜN VERİ YOK

Türk Tabibleri Birliği verilerine göre ülkemizde 23 milyonu kayıtlı yaklaşık 30 milyon çalışan var. Endüstriyel alanda ise 11-12 milyon işçi olduğu ve bu rakam içerisinde kayıtlı olan aktif sigortalı işçi sayısının da 5.5 milyon olduğu tahmin edilmekte. Kayıtlı işyerlerinin yüzde altmışında işçi sayısı ellinin altında. Yani bu tip işyerlerinde işyeri hekimi yok; ya da çalışanlar işçi sağlığı hizmetlerinden yoksun. Haliyle koruyucu, önleyici yaklaşımları hayata geçirmek mümkün olamıyor.

Meslek hastalıklarının ne sıklıkta görüldüğü ile ilgili elimizde doğru düzgün veri yok. Ancak ülkeler arasında değişmekle birlikte, iyimser bir tahminle yılda her bin işçiden 4’ünün meslek hastalığına yakalanma ihtimali olduğu bilinmekte. Bu orana göre; sadece endüstriyel faaliyetlerde çalışan 5.5 milyon kayıtlı işçi dikkate alındığında bile meslek hastalığı vaka sayısının en az 220 bin olacağı beklenebilir. Oysa ülkemizde 2011 yılında tespit edilen meslek hastalıkları vaka sayısı sadece 697’dir.

 

KAMU HİZMETLERİ

 

Meslek hastalıklarının çok görüldüğü tahmin edilen iş kollarında iş güvenliği yasasının yürürlüğe girme tarihi ertelendi. Yasa yürürlüğe girdiğinde meslek hastalıklarını tespit, önleme ve tedavi sağlama açısından ne gibi olumlu sonuçlara yol açacak göreceğiz. Ama ülkemizde son otuz yıl içinde kamu hizmetlerinin giderek küçüldüğünü, her şeyin piyasa denilen ortamın insafına terk edildiği düşünülürse bu konuda olumlu değişiklikler olacağını ummak saflık olur. Hangi faktörlerin ne gibi riskli durumlar sonucunda meslek hastalıklarına neden olduğunu belirlemek uzun süreli çalışmalar yapmayı gerekli kılıyor. Bu ise bir işletme için ek bir maliyet demek ve kolayca kaçınılabilen (hesabını da kimsenin sormadığı) bu maliyeti kimse üstlenmek istemiyor.

Sağlık hizmetlerinin özelleştiği; sağlık kurumlarının şirket, hastaların ise müşteri olarak görüldüğü ve sağlığın kelimenin tam anlamıyla alınıp satılan bir mal gibi değerlendirildiği zamanlarda yaşıyoruz. Bir süre sonra tedavisi karlı olan ve olmayan hastalıklardan söz edilmeye başlanırsa şaşırmamalıyız. İşçi sağlığını ilgilendiren konular, incelikle planlanması ve dikkatle uygulanması gereken kamu hizmetleridir. Gidişat tam aksi yönde olsa da kamusal hizmetleri yaygınlaştırma ve her şeye musallat olan piyasanın sağlık alanındaki etkinliğini daraltacak önlemleri alma konusunda ısrarla mücadele etmeliyiz.