Hükümet size daha ne yapsın nankörler!

|

Hükümet size daha ne yapsın nankörler! A Hükümet size daha ne yapsın nankörler!

5 ölüm, onlarcası ağır 7 bin yaralanma ve 12 gözün çıkmasının önemli nedenleri vardı. Bu gerekliydi. Herşey yalnızca ülkesine sahip çıkan “dindar” bir gençlik yetiştirmek, Türkiye’nin kanını emen faiz lobisinin ümmüğünü sıkabilmek, Türkiye üzerinde emelleri olan mihrakların hakkından gelmek ve tüm yurttaşlara her yerde “vatan sana canım feda” sloganını attırarak vatan sevgisini pekiştirmek içindi. Kısacası bir türlü sağlanamayan toplumsal barış ve uzlaşı için her türlü çabayı göstermekti bütün bu şiddetin nedeni. İyi niyetti yani.

Bu iyi niyetin ve kararlılığın belirtilerini yakın tarihe bakınca görmek zaten mümkündü. TBMM’nde 30 Nisan 2013’de 98. birleşimde AKP milletvekili Zeyid Aslan, meclis görüşmelerinde aslında sıklıkla rastladığımız ağırbaşlı bir yaklaşım sergilemiş ve Kamer Genç’e “Senin a…a koyarım, senin a…a koyacağım. Soytarı, köpek, şerefsiz. Senin ananı .ikeceğim” gibi sözlerle eleştirisini sunmuştu. Bu şahıs, daha sonra, eleştirinin ağırlığından olsa gerek, disipline havale edilmiş ve fakat sözlerdeki “iyi niyet” AKP’liler tarafından farkedildiğindendir ki kınama dahi almamıştı. E tabii ki böyle bir milletvekiline sahip AKP’nin dindar bir gençlik istemesi de gayet doğal ve samimiydi. Böylelerine ekran ekran dolaşılıp ağlanır, hatta gözyaşları sel olurdu. Türkiye böyleleriyle gurur duyardı.

Bundan başka, Türkiye’nin refahını istemeyen, dindar neslin önündeki en büyük engel olan, Gezi parkını karıştırarak oraya çiş ve kakalarını bile yapan faiz lobisi için de harekete geçildi. Gerçi AKP iktidarı döneminde 490 milyar dolar faiz ödenmişti ama olsundu. Yine de faiz lobisi muhtemelen başkalarıydı. O lobi bu lobi değildi. Oysa bir zamanlar “Lobiler ölmez vatan bölünmezdi!” “Lobilere kalkan eller kırılırdı!”. Her neyse, sonuç olarak geç de olsa AKP bunun farkına varmış ve faiz lobisinin dünya üzerinde sığınacağı tek yer olan Gezi parkına polisini yığmıştı.

O pis kokan marjinallerin de bu kararlılıktan nasibini alması elzemdi. Hani şu kendi kız çocuklarını erkeklerin kucaklarına oturtanlar! Hani şu metroda bile ahlak kurallarını tanımadan tepişir gibi öpüşenler! Hani şu aksırıncaya tıksırıncaya kadar içenler. Ahlakı tam Türkiyem’de bozgunculuk yapanlar. Gerçi 2002’de vesikalı kadın sayısı 25 bin iken bu sayı üç dönemlik AKP iktidarında 100 bini geçmişti ama olsundu. Böyle ufak rakam ve istatistiki bilgilerle gerçeği kimse gizleyemezdi. E bu marjinallerin hakkından kimlerin geleceği de belliydi. Birilerinin bu marjinallerin hakkından gelmesi gerekiyordu ki hemen çözüm bulundu. Kardeşlik ve refah ortamının bozulmaması için 14 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz eden 6 “erkek” hemencecik serbest bırakıldı. Amaç ortamı bozmak isteyenlerin başına nelerin gelebileceğini herkese göstermekti.

Hükümet neye inat ediyorsa bir bildiği vardı! Herşey huzur ve refah ortamı içindi? Hal böyle olunca Gezi için de “sandık” önerildi. Gerçi bu sandık fetişizmiyle iktidara çıkan Hitler İkinci Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölümüne neden olmuştu ama yine de olsundu. Ne de olsa “sandık sandığa dayalı, yazması mavi boyalıydı”. Dedim ya her şey güzelim ülkemizin müreffeh gidişatını garanti altına almak içindi. Bu güzel gidişatı dindar nesillere bırakıp, ataist, komonistlerden ülkeyi temizlemek içindi.

Bu nedenle de Gezi Parkı nedeniyle sandığa gitmek en güzeliydi. Demokrasi oy demek değil miydi? Gerçi AKP oyların % 30 küsürüyle meclisin % 50’sinden fazlasını kapatıyordu ama o da olsundu. Seçim barajı denilen şeyse zaten aileden birisiydi. Onun da demokrasiye katkıları unutulmazdı. O nedenle ona da dokunmak olmazdı. Bizim yerimize hep yüce hükümet düşünüverirdi. Gezi Parkı’nda da referandumun tek çözüm olduğunu onlar bize fısıldayıvermişti. Gerçi mahkeme kararı vardı ama önemli değildi. Sonuçta sandık demokrasiydi, demokrasi sandıktı.

Hükümetimiz ne yaptıysa bizim için yapmıştı. Dolayısıyla bu kulunuz da yüce hükümetimizin açtığı yoldan gidip bir iki öneri getirmeliyim diye şunları düşünüverdi: Sandık çözümse, mesela Kürtlerin yıllardır demokratik özerklik gibi bir talepleri vardı. Kürtlerin yoğun yaşadığı illerdeki yurttaşlara bunu sorsak mıydı? Ya da milletvekili maaşları asgari ücret seviyesinde olsun mu olmasın mı diye halka mı sorsakdı? Kızmayın! E referandum herşeyin çözümü demiştiniz ya bu düşüncelerim ondandı! Kızdınız mı? Kızmayın. Hadi gidip hep beraber bakalım şimdi şu fıskiyeyi kim kırdı, onu arayalım yeniden. Refah hırsızlarının peşine takılıp Türkiye’yi koruyalım, kollayalım.