Hadi hayırlı Ramazanlar Türkiye!

|

Hadi hayırlı Ramazanlar Türkiye! A Hadi hayırlı Ramazanlar Türkiye!

Alevi cemlerine avcılar alınmaz. Bir kişi bir cana –insan ya da hayvan fark etmez- kıydığında artık Alevi topluluğuna dahil değildir. Cana kıyanlar düşkün kabul edilir, dışlanır. Çünkü “can” hakkın tecellisidir. O nedenle yaratılanı yaratandan ötürü değil, yaratanı yaratılandan ötürü severler. Ama cana kıyamayan bu Alevilerin canları, malları, ırzları başka bazıları için görüldükleri yerde helaldir. Alevilerin canı, malı ve namuslarının katli için fetvalar veren Ebu Suud’a “21. yy’da Türkiye Cumhuriyeti denilen bir ülkenin bir başbakanı seni her daim dualarla anacak ey Ebu Suud” deselerdi herhalde o “yüce” insan daha da açılacak ve belki de ana avrat dümdüz gidecekti. O kadar olmasa da onun verdiği fetvalarla Alevilerin canı, malı, namusu helal kılındı ve görüldükleri yerde katledildi. Oysa onlar avcıları dahi cemlerine almayanlardı. Ebu Suud “iyi müslümandı” onlarsa kafirden de aşağılık sapkınlardı.

İşte bu cana kıyamayan, kıydığı zaman kendisi olamayan Aleviler, ne zaman Ramazan gelse çevrelerini daha fazla kolaçan ettiler. Sahurda ışık yakıp, akşam yemeklerini iftar vakti yediler. Geleneğin ihaleye peşkeş çekilmesiyle peydah olan ramazan davulcusuna bahşiş bile verdiler. Sokaklardaki ramazan terörünü iliklerine kadar her yerde hissettiler. Onlar için “11 Ayın Sultanı Ramazan” sembolik ve fiziksel şiddeti duyumsadıkları bir aydan başka bir şey değildi. Oysa onlar Muharrem ayında hangi mümin’i rahatsız edip zorla Muharrem yaslarına ortak etmişlerdi ki? Onlar hangi köye zorla cemevi yapıp, ilkokulda körpecik çocuklara zorla semah döndürmüşlerdi ki? Onlardan kaç kaymakam ya da kaç vali gayri-Alevi çocukları fişlemişti ki? Onlar sokak ortasında muharrem orucu tutmuyor diye kaç kişiyi dövmüştü ki? Onlardan hangi polis memuru gözaltına aldığı bir eylemciye senin ananı avradını, mezhebini .ikeyim demişti ki?

Siz (Eğer itikadlı bir Alevi değilseniz) Muharrem yasının ne zaman gelip geçtiğini hissettiniz mi hiç? Aşure yemekten başka bir anlamı oldu mu sizin için o günlerin. Siz hiç muharrem ayında VİP salonlarda açılan “iftarlara” rastladınız mı? Siz hiç ramazanda öldünüz mü?

Hiçbir itikadlı Sünni dostum kusura bakmasın. Bu ülkede Ramazan bazıları için hiç de hayırlı gelmedi, gelmiyor.

12 Mart 1995’de Gazi Mahallesinde devlet Alevilerin üzerine kurşun olup yağarken Can Yücel Datça’daydı. “Datça’da filizkıran fırtınası esiyor/ Eş zamanda İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’da/ Dal gibi Aleviler kırılıyor/ İşte bu/ Vatanla milletin bölünmez bütünlüğüdür" demişti. Can Baba küfretmiyorsa en ağır küfrü ediyordur aslında. O, bu dizelerle en ağır küfrü etmişti bu katliamı yapanlara ve onların devletiyle milletiyle bölünmez olan bütünlüğüne. O bölünmez bütünlüktü ki insan canı alarak sadece “birilerinin bütünlüğünü” sağlamak için ayakta kalıyordu. O bölünmez bütünlük hiçbir “inancı” ya da “inananı” sevmedi, sevemedi.

Bir de bazı Sünnileri vardı bu ülkenin. Onlardan birisi, İhsan Eliaçık Mamak’da “İslamcı” olduğu için işkence görmüştü. O “bu ülkeye şeriatı getirmek isteyenlerdendi.” Bu ülkede bir şeyi istemek işkence görmeyi ve hatta ölmeyi hak etmekle eşdeğerdi. Ona şeriatı istediği için işkence edenler Gazi Mahallesi’nde “şeriat istemeyenlerin” üzerine kurşun olup yağıyordu. Atatürk elden gidiyor diye onu putlaştıranlar, din elden gidiyor diye Allah’ı putlaştıran, putları Allahlaştıranlardı. Allah’ı sermaye, sermayesi Allah olanlardı. İşte asıl buydu devletiyle milletiyle bölünmez bütünlüğün alamet-i farikası. Eliaçık’ın anlattığına göre devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü için milletin yarısını işkenceden geçirenler, zindanlarda işkenceye “namaz” arası verebiliyorlardı. Bir ülkede hala toplu mezarlar çıkıyorsa, bir ülke bir bütün halinde gaza boğuluyorsa ve hala yalnızca hak ve özgürlük aradıkları için insanlar öldürülüyorsa Ali Şeriati’nin dedikleri geliyor aklıma: Eğer bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa bil ki bu bir hainin davetidir.

Ne de güzel diyordu Ah Muhsin Ünlü o muhteşem şiirinde “Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı; ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu/ Derdim ki ‘şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı’/ Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi; o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?” Ben görseydim O’nu, ben de bir şeyler derdim şüphesiz. Derdim ki: “Ey Allah’ın Resulü şu koca devlet halkların gırtlağını sıkıyor, çocuklarımız öldürülüyor sokaklarda, katilleri saklanıyor, insanların ölüleri ortadayken ibadetin en gösterişlileri yapılıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?” 

Ali İsmail Korkmaz da öldü. Bir kuytulukta faşist güruhlarca sıkıştırılıp ölene kadar dövüldükten sonra bırakılmıştı bir köşeye. Dal gibi insanlar kırıldı, kırılıyor. Aleviler avcıları hala cemlerine almıyor. Antikapitalist Müslümanlar alanlarda özgürlük diye bağırıyor. “Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz” derdi eskiler. Artık en azından kimde olmadığı belli oluyor. Ramazan bazı evlere hiç de hayırlı gelmiyor. Vesselam.