Barış güvercini donuna* girmek

|

Barış güvercini donuna* girmek A Barış güvercini donuna* girmek

Toplumsal muhalefetin sesi, BirGün’e forum sayfasında yazmaktayken, artık Salı günleri bu köşede yazmak güzel bir sorumluluk. BirGün ailesine teşekkür ederken, sizlere de ötekilerin nefesiyle merhaba.

Hâce Bektaşi Veli, barışın ve mazlumun simgesi olan güvercin donuyla 13. yy Anadolu’ya ayak bastığında, Hacı Doğrul, zalimin simgesi olan Şahin donuna girip, güvercini avlamak ister.  Hâce Bektaşi Veli, Hacı Doğrul’a şöyle seslenir: “Ey Doğrul! Siz bize zalim kılığında geldiniz, biz size mazlum kılığında. Eğer güvercinden daha mazlum bir mahlûk bulsaydık, onun şeklinde gelirdik”

Kürt sorununda çözüme yaklaşma ve acılarından uzaklaşma “umudu” ile başlayan “diyalogu” bu kez güvercin donunda yaşamalıyız. Süreci engelleme taktikleri ve sabotajları devrede olacak. Buna daha önceki saldırılar ve Paris’te verilen acı mesajlarla tanık olduk. Bu kez geçmişten ders alarak, şahinlerin hesaplarını boşa çıkarmak için, barışı güç birliğiyle toplumsallaştırmalıyız.

Kesin olan şu; siyasal İslam hegemonyasını, Erdoğan ise yeni Anayasa ile gelecek Başkanlık sistemiyle gücünü kalıcı kılmak istiyor. Dolaysıyla 2014 Mart seçimlerine güvenli bir ortamda yürümek, AKP’nin mevzileri sağlamlaştırma açısından önemli. Suriye’de krize girmiş, bölgede aktör olma hevesindeki AKP, acil oksijen arayışındadır. AKP bu nedenle de yol kazası yapma niyetinde değil. Dün şahin donunda dolaşan cemaatin ve AKP’nin, Kürt sorunun çözümünde yeniden güvercin donuna girmesinin, Amerika Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland’ın “Türkiye’yi iç terör sorunlarını değişik açılardan, daha geniş yaklaşımla çözmeye teşvik ediyoruz. Buna Kürtler ve diğer dışlanmış toplumlar da dahil” mesajıyla birlikte, iyi bir arka plan okuması şarttır. 

ATEŞİ SÖNMEMİŞ KAZAN

Tabii ki, her yeni “umut”, süreci sorun odaklı değil, çözüm odaklı konuşmayı zorunlu kılıyor. Toplumsal fay hatlarımızdaki gerilimi tetikleyen dil, barışa ve demokratik çözüme hizmet etmiyor. AKP hükümeti etnik, dinsel ve kültürel çeşitliliği, Türk İslam Sentezci kalıplara sıkıştırmaktan vazgeçmiş değil. Kürtleri kültürel ruhlarından ve kimliklerinden koparma amaçlı politikalar sürüyor. Kürtler, Aleviler ve diğer kültürel kimlikler, devletin terzisinden giyinmemek ve onun kalıbına girmemek için direniyor. Çünkü devletin resmi kalıpları hem bedenlerine hem de ruhlarına dar geliyor.

Yetmiş iki milletin yaşadığı toprakları, tek milletli, tek dilli ve tek dinli hale getirmek istedikleri günden beri hep birlikte acı çekiyoruz. Kültürel çeşitliliğimizin, devlet kazanında eritilerek homojenleştirilmesinin, toplumsal barışımıza verdiği zararı ısrarla anlatmalıyız. Türk İslam Sentezci kazanın altındaki zihniyet ateşi söndürülmüş değil. “Tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek din” basmakalıbına sığınan Başbakanın dili, ateşi söndürülmemiş bu kazandan beslenirken, nefret ve ayrımcılık vicdanımızı yaralıyor.

ACILARIN TEMASI

Siyasette çatışma ve şeytanlaştırma dili çözüme yabancıdır. Barışı ve diyalogu besleyecek dile ve acıların temasına ihtiyaç var. Örneğin “şehit annelerini” sağın ve iktidarın istismar alanından özgürleştirip, “barış anneleriyle” buluşmalarını sağlamak lazım. Barış arayışı, annelerin vicdan ve adalet duygularıyla buluşmalıdır. Halkın vicdanı ve psikolojisinden arındırılmış, iktidar eksenli adalet ve barış arayışı bizi mutsuz kılmaya devam eder.

TOPRAĞIN ALTINA KULAK VERELİM

Bu toprakların altında yatan kırk bin Türk ve Kürt gencinin acısı hissedilmeli ve onların „yeter artık”, „ede bese“ feryadına kulak verelim. Mezarlıklarımız ağlıyor, toprağın altından hepimize sesleniyorlar; “Burada sıkıştık, mezarda çözüm yeri yok”, “Artık toprağın üstündekileri yaşatacak ve özgürleştirecek yolu bulun”

Toprağın altındaki gençler güvercin donunda ve ağzında zeytin dalıyla mezara kondular; Görebilene, uzatılan dalı tutabilene aşk olsun.

*Bektaşilikte, başka bir ruha ve şekle girmek anlamında kullanılır.