Seçilmiş padişahlık

|

Seçilmiş padişahlık  A Seçilmiş padişahlık

Halksız bir Anayasa yapım süreci, “halka danışılarak yapılıyor” yutturmacısı deşifre edilmeden izleniyor. Toplum, tek adam otoriterliği üzerinden “ıslah” etmek için, AKP, bizzat Başbakanın mühendisliğinde Anayasa teklifi hazırlıyor. Bu süreçte, toplumun görüşleri “yeni anayasa” üzerinde etkisi olmayacak gibi görünüyor. Esas olan Başbakanın ihtiyacı olan Anayasa’dır.

 

AKP’nin “Başkanlık” önerileri incelendiğinde, bu sistemi, seçilmiş padişahlık olup, demokrasi, erdemlik, insan hakları, çağdaşlık, adalet, katılımcılık ve çoğulculuk ilkeleriyle bağdaştırmak mümkün görünmüyor.  İşte AKP’nin, Anayasa teklifinin 22.23.24. Maddelerinde yer alan, “Başkanın Görev ve Yetkileri” ya da seçilmiş padişahlığa geçişin adımları;

  • Yürütme yetkisi Başkana aittir.
  • Türk Milletinin birliğini temsil eder;
  • Genel, iç ve dış siyaseti yürütür.
  • Kanunları onaylar.
  • Anayasa değişikliklerini gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
  • TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,
  • Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,
  • Başkanlık kararnamesi çıkarmak,
  • Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,
  • Milletlerarası andlaşma akdetmek ve yayınlamak,
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek,
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek,
  • Kamu yöneticilerini atamak ve görevlerine son vermek,
  • Sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek
  • Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,
  • Yükseköğretim Kurulu üyelerinin yarısını seçmek,
  • Üniversite rektörlerini seçmek,
  • Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını seçmek,
  • Danıştay üyelerinin yarısını seçmek,
  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını seçmek.
  • Anayasa Mahkemesi, Başkanlık Kararnamelerini denetleyemeyecek.
  • Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası ancak Başkan ya da 110 milletvekili tarafından açılabilecek.

 

TOPLUM İÇİN DEĞİL, PADİŞAH SEÇMEK İÇİN ANAYASA

 

Bu öneriler incelendiğinde, AKP, demokratik ve hak eşitliği erdemliğine dayalı Anayasa talebi yok.

Seçilmiş modern padişahlık önerisi var.

Söz, yetki ve kararı Başkan’da toplamak var!

Dünyada örneği yok. Fakat Osmanlıda izini bulacağımız bir model bu.

Çünkü Osmanlıdan günümüze, devlet yönetim geleneği otoriterlik ve diktatörlük, tek adam ve tekçilik geleneğine sahip.

Padişahların hiçbir güç tarafından sınırlanmadığı tek adamlık Monarşi’yi, 19. yüzyıla kadar yaşandı. 

1909 Anayasa değişikliğinin amacı, geniş yetkileri olan Padişah’a sınırlamalar getirmekti. TBMM, 1 Kasım 1922’de Saltanatı, yani Padişahlık makamını, 3 Mart 1924 tarihinde de Halifelik makamını kaldırdı.

Bugün ise, seçilmiş Padişahlık sistemine geçişin hazırlıkları yapılıyor.

“Sivil ve demokratik Anayasa” söyleminin hedefinde, tekçiliği, eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri gidermek yok. Erdoğan’ın Başkanlık rüyasını gerçekleştirmek var. Bu rüya için tüm engeller kaldırılacak ve gerekli destekler için hükümet kısmı tavizler verecek gibi.   

FERMAN SEÇİLMİŞ PADİŞAHINDIR

Söz, yetki ve kararın Başkan’da olması yetmiyor. Tüm kamu kurumlarının Başkan’a tabi olması hedefleniyor.

Vali, Kaymakam, YÖK, RTÜK ve TRT gibi birçok kamu kurumunun üst düzey yöneticisini Başkan atayacaktır.

Toplumun bağımsız yargı talebi henüz gerçekleşmeden, yargının “Başkan” elinde toplanması için, HSYK, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını kendisi atayacak!

AB’ne üyelik ya da uluslararası sözleşmelere imza yetkisi Başkan’da olacak. Savaş kararı alabilecek!

Ölmemize, öldürmemize o karar verecek.

Başkan “Başkanlık Kararnamesi” adı altında, “Padişah fermanı” ile toplumu o teslim alabilecek.  Başkan’a tanınan yetki o kadar sınırsız ki, örneğin, kanunlarla düzenlenmemiş hususlarda, “Padişahlık Fermanı” devreye girecek. Toplum baskı altına, demokratik hakları da askıya alınabilecek.

 

19. yüz­yıl kafasıyla düşünen otoriterlik, 21. Yüz yüzyılda da baskı ve sömürünün zo­runlu sonucu olan siyasi bir düzeni sürdürmekten yanadır. “Demokrasi” ve “sivil” kavramları ise bu hakikati gizleyen makyajlardır. Demokrasi postuna bürünmüş, otoriterliğin yüzüne taktığı sahte maskesini değil, postun içini ve maskenin arkasını görebilmektir marifet.

Maskenin arkasındaki görmeden, “Sivil ve Demokratik Anayasa” sloganından medet ummak saf­dillik olacaktır.