Gidelim

|

Gidelim A Gidelim

İki hafta üst üste kişisel yazı yazılır mı? Hani Türk medyasının GSYS (gazeteci seçme ve yerleştirme sınavı) sorumlusu, her ne diyorsa aslında tersini kasteden duayeni, işine gelmediğinde “Futbol konuşasım yok, badminton filan konuşalım” der ya, ben de büyük gazeteci olma yolunda onu izleyeceğim bu hafta. Zira hakikaten futbolun kendisini konuşasım yok.

Gizli saklı bilgi değil; Fenerbahçeliyim. Annem Fenerbahçeli. Babam da Fenerbahçeliydi. Dedelerimin ikisi de Fenerbahçeliydi. Anneannem Beşiktaşlı, babaannem yine Fenerbahçeli. Amcam Galatasaraylı. Oğullarının üçü de Fenerbahçeli. Yengem Beşiktaşlı. Halam Fenerbahçeli. Oğulları Galatasaraylı. Dayım Galatasaraylı. Bir oğlu bir kızı var, biri Galatasaraylı, öteki Beşiktaşlı. Benim eşim de Beşiktaşlı. Onun da annesi Beşiktaşlı, babası Galatasaraylı, kardeşi Fenerbahçeli.

Tribünde ne zaman böyle cümbür cemaat bunlara toptan küfredilse - yalan mı söyleyeyim “katılmıyorum” diye, katılıyorum - benim kafam karışıyor.

Ölmüş amcamın, kuzenin, dayımın, kayınpederin ne suçu var diye. Eyvah hanım, anneannem, kuzen, yengem, kayınvalide güme gitti diye. Sizin karışmıyor mu? Benim vallahi karışıyor. Niye küfrediyorum abi ben kendi aileme?

“Futbol şiddettir / futbol holiganlıktır / futbol adam bıçaklamaktır.”

Zamanında yanlış hatırlamıyorsam Grup Vitamin’in futbolculara söylettiği “Sarı, mavi, yeşil meşil fark etmez / yürüyoruz aynı yolda biz / futbolu şiddet sanan taraftarlarla / yanlış kararlara lafımız” gibi, tezahüratın geldiği halin tam tersini anlatmaya çalışan bir şarkının çarpık adaptasyonu. Bağırdım mı tribünde bunu da? Bağırdım. Pişman mıyım? Pişmanım. Bir daha bağırır mıyım? Bağırmam.

Statlarda buna eşlik edenlerin içinde kaç kişi Burak Yıldırım’a yapılanı yapmayı aklından geçirebilir bu başka bir soru. Benim mümkün değil. Hatta benim için bu tezahürat, tribünü otlaştırmaya çalışan iç ve dış unsurlara verilen sert bir mesajdı geçen Pazar’a kadar. Zamanının hakemin cinsel tercihini sorgulayan tezahüratının yerini “Ulusoy istifa”nın alması gibi. Söylemeden söylemek. Belki devlete, elbette polise, tabii ki kulüp yönetimlerine. Yani futbol bu tezahürattaki üç şey değil ama devlet, federasyon, yönetimler ve polisin onu getirmeye çalıştığı şekil de futbol değil, orası kesin.

Biz Burak’ı bile konuşamadık doğru dürüst. Mobeselerden izledik piksel piksel. Bir şey anlamadık. Olan oldu, giden gitti. 20’lerinin başında bir genç toprağa verildi.

Biz muza odaklandık.

En sevdiğim meyvelerden biridir muz. Artık ortalık yerde yemeye korkarız herhalde. Yediğiniz ortamda siyahi birisi olsa, siz de dalıp elinizde muzla biraz oyalansanız, hop ırkçı oldunuz. Sonra işiniz gücünüz yoksa Fenerbahçe yönetiminin gelip sizi aklamasını bekleyin. “Aslında ben tam soyarken aklıma aidatı yatırmadığım gelince daldım, kafam ona gitti. Öyle elimde biraz uzunca kalmış. Yoksa ben bir çırpıda soyup yiyecektim. Zaten arkadaşın orada olduğunu da görmemiştim, görsem yemezdim bile. Erik vardı yanımda onu yerdim” filan. Yerse...

Biz herhangi bir konuyu kendi çizgileri içinde tartışma becerimizi ne zaman kaybettik? Birisinin öldürülmesi söz konusuysa birisinin canını almanın ne kadar canice bir şey olduğunu değil formaları konuşuyoruz. Birisi muz salladığında sahada kimse var mı yok mu, ona odaklanıyoruz da, o insanları maça muzla getiren motivasyonu sorgulayamıyoruz. Onu yapsak bunun ırkçılık olup olmadığının altından kalkamıyoruz.

Irkçılık desek tam değil, içimize sinmiyor, değil desek bu aptallığın yapanların yanına kâr kalması olasılığı geliyor masaya. Memleketteki ırkçılığın adını koymak söz konusu olduğunda havaya bakıp ıslık çalıyoruz. Hepimiz muz gibi, pardon, buz gibi biliyoruz bu ülkede ırkçılık olduğunu da, işte “Siyahilere karşı yoktur” diye topu taca atıp kendimizi çimlere bırakıyoruz, sakatlanmış gibi yapıyoruz. Biz yerdeyken oyun durur, ortalık soğur diyoruz ama hakemin bakmadığı yerlerde yine birileri birilerinin ayağına basıyor, böğrünü dirsekliyor. Kavga çıkartmak için aranıyor.

Kral Kupası finalinden sonra Atletico Madrid taraftarları polisle çatışmış.

Haberlere göre biber gazı kullanılmamış.

Futbol konuşamıyoruz madem, kalkın oraya gidelim...