Futbolu da sevmiyoruz aslında

|

Futbolu da sevmiyoruz aslında A Futbolu da sevmiyoruz aslında

 U20 Dünya Kupası Fransa’nın oldu. Horozlar kupayı müzelerine götürürken bizim adımıza turnuvayla ilgili iki önemli not çıktı. Birincisi, evsahibi olduğumuz turnuvaya erken veda eden U20 millilerimiz, kupayı kazanan Fransa karşısında gösterdikleri performansla yabancı sınırının kalkması halinde memlekete dolacağı öngörülen çapsız yabancıları zorlayabilecek gibi durmuyorlar. İkincisi, biz futbolu filan sevmiyoruz.

İlk konu çok yazıldı çizildi. Yabancıda serbestliğin, arka planda basiretle ve kararlılıkla yürütülecek bir altyapı kalkınma planı olması halinde milli takımı ve yekünde ülke futbolunu olumsuz etkilemeyeceğini, tersine, ileri taşıyacağını iddia ediyorum. Yapılması gereken altyapı atılımında adamcılığa, tanıdık kayırıp işe sokmacaya, iyi başlayıp sonra savsayıp sonra tamamen unutmaya ve unutturmaya yer yok. Ülkemiz insanına güvenmekte en çok zorlandığımız şeyler bunlar.

İkinci konu ise dolaylı yoldan ilkiyle ilgili; Dünya yıldızları çıkarma ve çok parlamadan izleme olanağı sağlayan bir turnuva oynandı ve ilgi yerlerdeydi. Statta canlı izleme oranı en düşük U20 turnuvası olarak tarihe geçti bu U20 Dünya Kupası. Organizasyonun Türk olmayan ayakları, olağan kibarlıklarıyla “Seyirci ilgisi hariç iyi bir organizasyondu” derken Türkler aynı cümlede “iyi” yerine “mükemmel” kullanıyorlar. Mükemmel kelimesinin anlamını bilmiyor olmalılar; mükemmel “kusursuz” demektir. Seyircinin izlemeye tenezzül etmediği bir organizasyon kusursuz olamaz sanırım?

Basketbol, voleybolda yakalanan herhangi kulüp veya milli takım başarısının ilgi görmemesi hep futboldan bilinir ya, “Futbolda olsaydı böyle olmazdı” denir. Birinci sporun futbol olduğu iddia edilir. Gördük ki, bu yalan, hem de kuyruklu yalan.

Ülkenin birinci sporu Fenerbahçe’dir, Galatasaray’dır, Beşiktaş’tır. Giderek ve hızla azalır sonrasında. Bu ülkenin birinci sporu olarak ötekini sevmeme üzerine kurulu sakat bir taraftarlık anlayışıdır. O taraftarlık anlayışı, kulüplerin iddiaları paralelinde futbol statlarından spor salonlarına, yüzme havuzlarına filan sirayet etse de, sloganlar bile hâlâ futbol üzerinedir, ama bu “futbol” sevilen bir spor olduğundan değildir.

Gana ile Şili arasındaki çeyrek final maçına giderken, metrodan stada çıkan tünelde seyirci/taraftardan çok karaborsacı vardı. İlgi oradaydı, ücretsiz dağıtılan davetiyeleri satıp para kazanmaktı öncelik. Cumartesi akşamı önce üçüncülük, sonra final maçı varken, “Seyirci katılımı haricinde mükemmel” organizasyonda insanların kapılarını bulamadığı, buldukları kapılarda görevli olmadığı için biletini okutup içeri girmeyi beceremediği manzaralarla karşılaştık. Ganalılar, Iraklılar ve Uruguaylılarla (ne hikmetse Fransız taraftar yoktu, veya bana denk gelmedi) anlaşmaya çalışan ama aşama kaydedemeyen görevliler. Stadın içinde, kimsenin biletinde yazan yerde oturmak gibi bir kaygısı da yoktu. Üçüncülük maçını da sallamayıp doğrudan finale gelenler, turnuvanın son maçı başladıktan yarım saat sonra bile, stat içinde göçebe haldeydiler. Yer göstermekle, yer sorunu olması halinde biletinde yazan yerde oturmayanı kaldırmaktan sorumlu güvenlikler çaresizlik içinde “Boş bulduğun yere otur” telkininde bulunmaktaydı.

Arka sıramda turnuvayı hangi kanalın yayınladığını soran gençler vardı. Final maçına gelmişlerdi ama görünüşe göre TV’de maça denk gelmemişler, denk gelmeye çalışmamışlardı. Tribünün arkasındaki büfeler, üstelik Ramazan ayında iftar saatine denk gelen maç arasını hesaplayamamış olmalılar ki, stokları erken tükendi.

Seyirci gelmemesi haricinde mükemmel” organizasyonumuz böyleydi. Kapıdan içeri giremeyen, geldiğinde biletinde yazan yere oturamayan, acıktığında veya iftar saatinde yemek için bir şey bulmakta zorlanan taraftarlar.

Acaba organizasyonun “seyirci gelmemesi haricinde mükemmel” olmasının nedeni, bilfiil “seyirci gelmemesi” olmasın? Çünkü işin içine, böyle seyirlik bir işin birincil unsuru olan seyirci girmedikten sonra, siz herhangi maçın iki tarafını olaysız bir şekilde kendine ayrılan yere yönlendirip içerideki konforlarını sağlamadıktan sonra, “organizasyon” dediğiniz şey nedir?

Türkiye’nin daha büyük, Dünya Kupası, Avrupa Futbol Şampiyonası, Olimpiyat gibi şeylere aday olmadan önce gitmesi gereken daha çok yol var. Ülkede gerçek anlamda futbol seyircisinin bile azlığı bu turnuvada ortaya çıkmışken, hele olimpik sporlarda nasıl bir ulusal ilgi yaratılabilecek belli değil.

Pıtrak gibi her yaş kategorisinde milli sporcuda çıkan dopinglerle sağlanacak sportif başarı düşünülüyor bunun için, ama söyleyelim, o yol da yol değil!