Bir ateşim yanarım…

|

Bir ateşim yanarım… A Bir ateşim yanarım…

Geçenlerde benden bağış isteyen bir Budist Rahip’in önünde durdum, elimi cebime götürdüm ve ne çıktıysa rahibin elindeki tasa attım. Beni şükranla selamlamasına karşılık verip başımı kaldırdığımda, neredeyse aklımdan silinmiş olan krematoryum’un insan boyundaki o alevi çarptı gözüme. O an, Rahip’in “ruhumun selamete ermesi”ni dileyen duasını almakla çok hayırlı bir iş yaptığıma kanaat getirdim.

Uzun zamandır görmediğim bu bina eski semtimin yolu üstündeydi. Önünden her geçişimde, insan boyunca alev saçan bir yakma fırınının önünde dua eden rahipler görürdüm. Budist, Toaist, Konfüçyanist rahip olmak gibi bir istidadım olmasa da, bu felsefi geleneklere mensup rahiplerin dua ritüellerindeki farkları ayırmaya ve merhumun hangi inanca mensup olduğunu anlamaya başlamıştım. Sonra o semtten taşındım ve o görüntüleri de unuttum.

Bir arkadaş “alevi gören herkes dua ediyor, adı sürekli anıldığı için Tanrı bu çevreyi herhalde çok seviyordur” demişti. Tanrının ne düşündüğünü bilemem; ama fanilerin muhabbet duymadığı bir çevre olduğu kesin. Zira şehrin merkezi bir yerinde olmasına rağmen, bu çevredeki binaların kiraları ucuz. Bu civarda oturanların işlerinin düzeldiğine ve yaşam standartlarının yükseldiğine dair mebzul miktarda efsane olmasına rağmen, krematoryumu doğrudan gören binalarda boş daireler var. Günün birinde kendi başına geleceklere tanık olmanın sevimsizliği, ölümün soğukluğunu her daim görüp hissetmek gibi “öbür dünya korkuları” bu dünya’da kiraların düşük kalmasına yaramış gibi görünüyor.

HK’da dört tane krematoryum olmasına rağmen, cenazenin yakılması için sıra alınması gerekiyor ve sıranın gelmesi bazen üç ay alabiliyormuş. Biz vefat eden bir dostumuzun töreni için altı hafta beklemiştik.

Yakma işlemi sonunda merhumun külleri ailesine teslim ediliyor. Yakınları o külleri isterlerse saklayabilirler veya buradaki “anma parkları”ndan birine serpebilirler. Pek o havayı vermeseler de, bu parklar aslında Uzakdoğu’ya özgü mezarlıklar. Biraz ötemdeki şu genç kadın öyle derin bir özlemle dua ediyor ki, sanki burada birisini arıyor gibi. Ayağa kalkıp kaybının anısına saygımı ifade etmek ihtiyacı hissettim. Bana şükranlarını ileten gözlerinde hicran var, kimi kaybetmiş olabilir acaba…

HK’un en sakin ve bakımlı yerleri sanırım bu parklar. Sakinliği, çevrede ölçüsüz davranışlar sergileyenler olmadığı anlamında söyledim. Yoksa “ruhlar âlemi” olarak pek tenha yerler olduklarını sanmıyorum. Aksine, etraf epeyce kalabalık olmalı. Çünkü “Uzakdoğu dinleri”nde ölenlerin ruhları yaşamaya devam eder. Ataların ruhları her an çevremizde bulunur, bizi koruyup kollarlar ve kaderimizi etkileyebilirler. Atalara tanrısal özellikler atfetme aslında eski Çin dinlerinin özellikleri; fakat Budist, Konfüçyanist, Taoist felsefi geleneklere de geçmiş ve bugüne kadar gelmiş.

Bu üç inançta da ölülerin yakılması kural sayılır. Memleketteki zengin mezarlarının “devre mülk” görüntüsünü ve fukara mezarlarının halini hatırladıkça, yakma geleneğinin eşitsizliğin mezarda bile devam etmesini önlediğini düşünürdüm. Lâkin pek öyle değilmiş. Zenginliği ölüm sonrası da yaşamak için burada tuhaf bir yol varmış. Ben de yeni öğrendim ve çok şaşırdım.

Dünya nimetlerinden başkalarının hissesine de kâm alan bazı zevat öldükten sonra önce gömülürlermiş. O gösterişli mezarlarında birkaç yıl “ölümün saltanatı”nı da sürdükten sonra, çıkarılıp krematoryumda yakılırlarmış. Buna “ikinci defin” denirmiş. Selâmün kavlen!

Sayın vekilim S. Süreyya Önder, hani ölüm herkesi eşitlerdi...