Yolumuz ayrılsa da…

|

Yolumuz ayrılsa da… A Yolumuz ayrılsa da…

Shenzen’de Fujian Caddesini boydan boya gören bir kafede Lien’in eşini bekliyoruz. Buradan akşam yemeğine gideceğiz. Ben bira içiyorum, o bebeğini doyuruyor. Caddenin sonunda Deng Usta’nın heykeli, TV’de ise onun yolundan giden Başbakan var. 1 Mayıs vesilesiyle Çin işçi sınıfına övgüler diziyor. Büyük Çin için birlik-beraberlik ruhundan bahsediyor. Öyle gurur verici gelişme hikâyeleri anlatıyor ki, Çinli olsam göğsüm kabarırdı.

Lien’e “Başbakan galiba bütün Çinlilerin zengin olduğunu söylemeye çalışıyor” diyorum. Pek oralı değil, Başbakanın sözleriyle ilgilenmiyor. Bebek mamasını gösterip “Bu mama 150 Yuan, çalıştığım zamanlardaki bir günlük ücretim. O kendi Çinini anlatıyor, bizimkini değil” deyip konuyu kapatıyor.

Lien’den yöneticileri hakkında ilk defa açıkça olumsuz sözler duyuyorum. Zenginler dışında neredeyse herkesin onun gibi düşündüğünü söylüyor. Burada yöneticileri eleştirmek pek alışılmış şey değildir. Korkudan değil; imparatorluklar zamanının kültürel mirası Konfüçyüs’ün “yöneticiye saygı” ilkesinin halen geçer akçe olmasından. Gördüğüm kadarıyla ÇKP ile halkın yolu artık “fiilen” de ayrılıyor.

Deng Usta’nın heykeline bakarak “Söylenenleri duyuyor musun? İşler pek iyiye gitmiyor gibi” diyorum. Lien, “Üniversitede bize onun felsefesini okuttular. Ondan önce Çin yoksulmuş, üretim çok azmış. Şimdi çok üretim var; ama çoğunluk halen yoksul, az sayıda zengin var” diyor. “Size kapitalizmin korporatist versiyonuna dönüş hakkında her şeyi okutmuşlar; ama sosyalizm hakkında bir şey öğrenmenizi istememişler” diyorum. “Bunun Çin’e özgü sosyalizm olduğunu anlattılar” diye karşılık veriyor.

Lien, beni her gördüğünde “my brother” diye diye Çinli kız kardeşim gibi oldu. Çinlileri anlamayı becerebildiysem, Çin kültürü hakkında bir şeyler öğrenebildiysem onun rehberliği sayesindedir. Çin’in iç kesimlerinde büyümüş, iyi eğitimli bir ailede yetişmiş, ismi gibi zarif (Nilüfer demek), üniversitede sanat eğitimi almış bir kadın. Hayat gailesinden sanat eğitimini kendine saklamış ve Shenzen’e gelip dış ticaret alanında çalışmaya başlamış.

Onu ne zaman görsem içim açılır, mutlu olurum. Fakat son bir yıldır, bebeği olduktan sonra, onu endişeli görüyorum. Çin’in iyiye gitmediğini, gelirlerinin artmadığını, yaşamın zorlaştığını söylüyor. “Eşimin maaşı giderlerimizi karşılamıyor. Çalışmak zorundayım ama artık iyi bir iş bulmak zor” diye yakınıyor. Zenginlerin yüzlerce ev satın aldığını ve onlar yüzünden ev fiyatları ve kiraların sürekli yükseldiğini anlatıyor. Çin’de yaşamak istemediğini, parası olsa Kanada, Avustralya veya Avrupa’ya göç etmek istediğini söylüyor. “Nereye ve nasıl gidiyorsun” demek geliyor dilimin ucuna.

Zira buradan ancak kapitalist gelişmeden sebeplenenler göç edebilir, Lien gibi ezilenler değil. Her yıl bu gelişmeden nasiplenen birkaç üst düzey bürokrat ABD, Kanada, Avrupa'ya tüyüyor. Yolsuzluk/rüşvetle istifledikleri paralar HK yoluyla o “medeni ülkeler”e onlardan önce ulaşıyor ve oralara kabul edilmelerinin garantisi oluyor.

Neoliberal vaizlere göre, kapitalist gelişmeye paralel olarak, gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayısındaki artıştan biliyorum.

Lien’e konuştuklarımız hakkında bir yazı yazacağımı söylüyorum. Şöyle bitirmemi istiyor: “Bizim öykülerimiz bütün bebeklerin güzel rüyalar gördüğünü anlatır. Güzel şeyler görmeyi bebeğimin rüyalarına bıraktım. Gördüklerim beni mutsuz ediyor, o bari güzel şeyler görsün…”