Barış özgürlük demek

|

Barış özgürlük demek A Barış özgürlük demek

BDP heyetinin ikinci İmralı ziyaretinin sonrasında yaşananlar, henüz rüşeym halindeki barış olasılığının bir anda berhava olacağının işareti gibi görülüyorsa;  iki güçlü etken fena halde kendisini dayattığı için. Birincisi, iç savaşla yaşamaya alışmış ülkelerde, kırılma anları yeni huzursuzluklara da kapı aralar. Güney Afrika’dan, Bask’a, İrlanda’dan Ruanda’ya kadar böyle oldu. Mesela İrlanda’da barışın, 1998’de Belfast’ta imzalanan ‘Hayırlı Cuma’ anlaşmasının ardından dört kez çöküp, dört kez yeniden kurulduğu hatırlarda. 30 yıl süren savaşın barış görüşmeleri de tam 13 yıl sürdü İrlanda’da. Şiddet dokulara kadar işlemişse eğer, bir ihtimal olarak bile barış, masada hazmı zor bir yemek gibi görünür. Dolayısıyla tabak ne kadar leziz olursa olsun, sofraya oturmamaktaki ısrar da bir o kadar anlaşılır olur. İkincisi, iç savaşın sona erme ihtimali; gıdasını dağlarda sıra sıra dizilen genç ölülerden, her havalanışı milyon dolarlara denk düşen uçakların bombardımanından alan savaş ağalarında, güçlü bir gelecek korkusu yaratır. Savaş rantçılarının statülerini koruma dürtüsü, saldırılarını daha da dizginsiz kılar. Bu, doğal olarak kapalı kapılar ardında planlanan akla hayale gelmeyecek sabotajların bir süre daha hükmünü sürdüreceği anlamına gelir ki, en sağlam ittifakları, bıkıp usanmadan ‘spin’ üretmeye hazır medya gücüdür. O medya ki, Güney Afrika’da nihai uzlaşma kapıya dayandığı anda bile Mandela’yı ‘terörist’ diye nitelendirmekten geri durmadı. Baş edebilene aşk olsun.

SAVAŞ AĞALARININ GAZI
Ne oldu? İmralı heyetiyle Öcalan arasındaki görüşmenin tutanakları basına sızdı. Ne var bu tutanaklarda? Öcalan’ın kitaplarını, avukatlarıyla görüşme tutanakları dahil binlerce sayfa tutan yazılarını okumuş olanlar için şaşırtıcı bir cümle bile yok. Sadece meraklıları değil, herkes okudu, hepsi bu. Diyarbakır’da yaşayan etkin bir Kürt siyasetçi, son sürecin ürettiği spekülasyonlara takılıp kalmadıklarını anlatmak için, “Kürt halkının politik düzeyi, medyadan her zaman iki adım önde olmuştur” diyor. Yaklaşımı, medyada durmaksızın işlenen ‘sızıntı, sabotaj, sürecin bozulması’ gibi tartışmalara çok mesafeli. Odaklandığı asıl nokta sohbet tutanakları değil, Öcalan’ın gönderdiği mektuplar.

CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI

Evet, o da bu ülkede yaşıyor, o da bu ülkenin yaygın medyasını takip ediyor, o da Başbakan’ın ve Kandil’in karşılıklı tehditkâr dilinden haberdar. Uçaklar yaşadığı kentten havalanıp bir saat mesafedeki kardeşlerini bombalıyor.  Çevirmeler, gözaltılar, ölümler her daim yanı başında. Ama buna rağmen, sizi, bizi, hepimizi gaza getirmeye çalışan savaş ağalarının, artık inişe geçtiğine inanıyor. Cin şişeden çıktı ve geri dönüş imkânsız ona göre. Hepimize ‘cambaza bak’ diyerek, oldu bitti peşinde koşanların, şeffaflık görüntüsü altında sürdürdüğü oyunlar sizi de yorduysa, meselenin odağından konuşan bu sese kulak vermenin zamanıdır:

·         Yıllarını savaşla tüketmiş bu coğrafyada barış ihtimalinin ortaya çıkmasının, bir dizi provokasyonu da beraberinde getirmesi sürpriz olmaz. Provokasyonlar ancak irade ve kararlılıkla boşa çıkarılabilir.

·         Barış sürecini bir puzzle olarak düşünürsek, parçalardan biri bile tam olarak elimizde değil. Toplamı elde edebilmemiz için parçaları çoğaltmalıyız.

·         İlk adım esir askerlerin serbest bırakılması. Bu gelişme sürece olumlu katkı sunar ve iyi niyeti güçlendirir.

·         Bugün, 21 Mart Newroz ile başlayıp 15 Ağustos’ta sınır ötesine çekilmeyle sonlanacak ilk etabı konuşuyoruz ki, bunlar önemli görünse de gerçekte nihai hedef açısından bakıldığında küçük adımlar.

·         Sınır ötesine çekilme kararının deklare edileceği 21 Mart’ta hem kalıcı ateşkes hem de ‘Demokratik Haklar Bildirgesi’ açıklanabilir. Bu bildirge, sonrasında atılması zorunlu adımları tarif edecektir. 

·         PKK’nin çekilme sürecinin 1999’daki gibi bir katliamla sonuçlanmaması için Meclis kararının yanı sıra bir dizi başka adımlara ihtiyaç var. Demokratik bir Anayasa yapılması, siyasi partiler yasasında demokratik düzenleme hükümetin samimiyetini gösterecektir. Ama devlet kurumları demokratikleşmeden dünyanın en iyi anayasası bile işe yaramaz.

·         Süreç sadece İmralı’da sürdürülemez. Öcalan’ın bilmediği ya da kestiremeyeceği alanlar var. Yani çok karmaşık, çok zorlu, çok taraflı çaba gösterilmesi şart.

·         Maça 5-0 yenik başlayan Kürtlerin pozitif ayrımcılık talep etmesi doğal. 

·         Herkesin buluşacağı ortak nokta, “Bir arada yaşama iradesi” olmalı. Bunun yolu da Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmasından geçer. Yaşanan acılara dair yüzleşme sağlansın ki, herkesin kafasında somut resimler oluşsun.

·         Kürt meselesi sadece Türkiye ile sınırlı değil artık. Komşulara bakmak gerek. Suriye’ye, İran’a, Irak’a… Başbakanlık ofisinde böcek boşuna bulunmadı.

·         Barışı silahların susması diye tanımlayanlara 1965’te Kürtler silah mı kullanıyordu, diye sormak gerekir. Hayır, 1965’te Kürtler silahsızdı ama yine barış yoktu. Çünkü özgürlük yoktu. Kürtler için barış, özgürlük demek.