Mısır’da Gerçek ve Emperyalist Tahayyül

|

Mısır’da Gerçek ve Emperyalist Tahayyül A Mısır’da Gerçek ve Emperyalist Tahayyül

İhtiyacımız olan tek şey örgütlü sınıf mücadelesidir diyor Mısır Sosyalist Partisi kurucularından Mamdouh Al Habashi, özellikle “devrim” isminden kaçınıyor ve altını çiziyor, “Ancak toplumsal hayatta örgütlü mücadelenin sahipleneceği isyanlarla kazanılan ivme, devrimci bir sürece yöneltilebilecektir diyor. “Bağımsız örgütlerin güçlendirilmesi ve çoğaltılması, halk komitelerinin, fabrika işçilerinin, köylülerin, öğrencilerin, yoksul halkın kolektif iradeleri, var olan rejimi ancak devrimci bir mücadeleyle değiştirebilir” ve ekliyor  “25 Ocak ayaklanması bir devrim değil, ancak uzun sürecek devrimci bir dalganın başlangıcı olarak görülmelidir.”

Mısır’da bugün her şey hızlı ve hareket halinde. Mısır’da Mübarek rejimine karşı biriken öfkeyi kendi “devrimlerine” uyarlayanlar, bugün Mübarek’in yerine emperyalizmin “yeni” Orta Doğusundaki lider profiline haiz Mursi’yi taşıdı. Dün Mübarek rejimine karşı örgütlenen halk, bugün yeni iktidar Mursi’ye karşı öfkesini yeniden biriktiriyor.

Yaşanılan sürecin öncesine ve bugününe kabaca emek cephesinden bakmak, bugün tüm gelişmeleri sahiplenenlere rağmen kısa bir sürede değil-uzun bir zamandır emeğin örgütlenmesi ile yaratılmaya çalışılan zemini ifşa etmek bakımından önemlidir. Zira bu örgütlenme motivasyonuna bugün de sahip çıkmanın- bir adım ötesine taşımanın önemi, isyanı gerçek sahiplerinin elinden çalınmış bir süreci geri kazandırmak bakımından daha da önem arz etmektedir. Habashi’nin notlarından da yararlanarak genel bir tablo çizmek gerekirse;

Mübarek’in son on yıllık saltanatında 1950’lerin sonlarından itibaren yeniden örgütlenme ve hareket yeteneği kazanan Mısır işçi sınıfı, Mübarek öncesi-Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır iktidarı döneminde tüm sendikaları tek bir düzen çatısı altında işletmek için kurulan - Mısır Sendikalar Konfederasyonu (ETUF)’un çizdiği sınırları aşmaya başladı. Genel olarak düşük ücretleri, kötü çalışma koşullarını ve rejimin özelleştirme günlüğünü hedef alan protestolar 1998-2011 yılları arasında 2 milyondan fazla işçinin yaklaşık 3 milyondan fazla eylemliliğiyle ivme kazandı. Örneğin 2006 yılında Mahalla El Kübra Firma Dokuma Fabrikasındaki grev, ülkedeki işçilerin rahatsızlığını örgütlü mücadeleyle kazanıma dönüştürmede Mısır işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yer aldı. 2008 yılında 3 işçinin güvenlik görevlilerince katledilmesi, öfkenin sokaklara taşınmasında önemli bir etkiye sahip olan bir diğer gelişme oldu. 1957 yılından sonra bu dönemde ilk kez bağımsız sendikalar kurulup, düzenin Konfederasyonu ETUF’un tekelciliğine meydan okumaya başladı. 2011 yılına kadar özellikle öğretmenler ve sağlık teknisyenleri arasında kurulan bağımsız sendikaların sayısındaki artış, bu meydan okumanın kararlı bir iradeye dönüştürülmesinin bir sonucu olarak okunabilir.

Emeğin giderek kolektifleşen gücüyle yükselen sesini sadece Mısır’da değil, tüm dünyada duyulmasını sağlayan 2011 ayaklanmaları sonrasında yine bu iradenin bir ürünü olarak ETUF yandaş sendikacılığına karşı Bağımsız Sendikalar Birliği (FITU) Federasyonu kuruldu. Mısır’da artık direniş ve grevler hemen hemen tüm sektörlere sıçramış, özellikle tekstil, medya, ulaşım gibi sektörlerde yoğunlaşmıştı. Mursi’nin iktidara geldiği seçimlere kadar olan dönemde, isyanla ivme kazanan süreç, Mısır emek hareketi açısından direnişin ve daha fazla örgütlenmenin yanında, mücadele sonucuyla elde edilen kazanımların da yılları oldu. Temmuz ayında hükümetin kamu sektörü çalışanları için 700 Mısır Lirası aylık asgari ücreti onaylaması, bir ay sonra ETUF’un kapatılmasına ilişkin 2006’da alınmış mahkeme kararını uygulamak için anlaşmak zorunda kalması, taleplerin baskı unsuruna dönüştüğünün bir kanıtı oldu. Ekim ayında, Mısır Demokrat İşçi Kongresi’nin (EDLC) Mısır'ın ikinci bağımsız işçi federasyonu olarak kurulması ve şu an bile FITU ve EDLC birlikte 300’den fazla sendikayı temsil ediyor olması, uzun dönem mücadelenin birikimleri, kazanımları sayesinde.  Ayrıca bugünün serbest piyasacı, neoliberal ve yeni bir İslami otoriterliğin temsilcisi Mursi’ye karşı da örgütlü mücadelenin direniş cephelerinden birini oluşturmakta.

2012 yılında Mursi’nin seçilmesiyle bir anlamda başarısızlığa uğrayan bu mücadele, şimdi yeni öfkesini biriktiriyor. Ülke kaynaklarıyla birlikte emek gücünü küresel sermayeye daha elverişli hale getiren, finans sermayesinin artan iştahına yeni alanlar açan ve tüm bu süreci AKP’yi model aldığı zemin üzerinde ilerleten rejime karşı, rüzgarın yönünü saptırmadan yeniden Tahrir alanlarında meydan okuyabilmek için…