AKP’nin Gündeminde Kemeri DAHA DA Sıkmak Var

|

  AKP’nin Gündeminde Kemeri DAHA DA Sıkmak Var A   AKP’nin Gündeminde Kemeri DAHA DA Sıkmak Var

FED’in çıkış adımları, diğer taraftan Çin’den gelen olumsuz makroekonomik veriler, İtalya başlangıçlı derecelendirme kuruluşlarının bölge ülkeleri üzerinde başlayan not indirimi, orta ve uzun vadede dünya görünümündeki olumsuz tablonun devam ettiğini gösteriyor.

Kısaca tabloyu özetlemek gerekirse IMF, dünya ekonomisine ilişkin büyüme tahminini bir kez daha düşürerek varolan krizin devam edeceğini tescilledi. Çin’den gelen dış ticaret rakamları, hem ithalat hem de ihracat kalemlerinde beklentilerin oldukça altında kaldı; bu da Çin’de bir ekonomik yavaşlamanın devam ettiğini gösteriyor. Standard & Poor's, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana içinde bulunduğu en ağır ekonomik koşulların oluştuğuna ilişkin yorumuyla İtalya’nın kredi notunu bir kez daha indirdi.

Her zaman dediğimiz gibi küresel piyasaların dengesini bozan en ufak bir rüzgar, Türkiye’de fırtına etkisi yaratır. Etkileri yıkıcı olur, yıkımı en ağır şiddetiyle hissedenler ise her daim toplumun geniş kesimlerini oluşturan emekçiler, yoksul halk kesimleri olur. En son yaşanan 2008 ABD merkezli yayılan küresel krizin etkilerini Türkiye henüz atlatabilmiş değil. Keza, iktidar cephesinde çoktan atlatıldığı varsayılan bu krizin yarattığı istihdam ve gelir kayıpları emekçiler açısından telafi edilmemiştir. Yine bir kriz dönemi olan 2001 yılında Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 16,2 iken 2009 yılında yüzde 25,3’e çıkmış, şimdi bu oran 2012 yılsonu itibariyle yüzde 17,5’ye çekilmiştir. Elbette TÜİK tarafından yayınlanan bu oran, ülkede bulunan işsizlik sorununu temsil etmemektedir. Uzun süreli iş arayanları “umutsuzlar” olarak işsizlik hesaplaması dışında bırakan, haftada 2 saat çalışanları bile işsiz saymayan bir hesaplama yöntemi içinde ortaya çıkan işsizlik verileri nitekim aldatmacadan öte bir anlam taşımamakta, gerçeği ifade etmekten yoksun kalmaktadır. Yine 2008’den bu yana istihdam kayıplarına hayat pahalılığı eklenmiş, sözde yüksek büyüme hızlarına reel ücretlerin eşlik etmemesiyle emekçiler her yıl enflasyon karşısında artan oranda refah kaybına uğramıştır. Borçlandırmayla ve yeni tüketim alışkanlıklarının kazandırılması ile iç talep arttırılabilmiş, bu sayede ekonominin üst merkezlerinde “toparlanma” yaratılmıştır. Bununla birlikte emekçilerin omuzlarında büyüyen borç yükü artmış, paranın ve servetin sahipleri kazanırken geniş halk kesimleri her bir adımda daha fazla kaybetmiştir.

Kısaca gelirin artmadığı, borçların sürekli katlandığı dikkate alınırsa, başta ekonomik ve sosyal sorunlar olmak üzere kesintisiz bir krizin geniş halk kitleleri arasında zaten yaşanıyor olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Şimdi bugün var olan krizin üzerine bir kriz dalgası daha gelmektedir. Krizin adını koymak için illa da küresel piyasanın aktörleri tarafından tescil edilmesi gerekmiyor. Bugünkü durumdan hükümetin geleceğe dair stratejilerine bakıldığında geleceğin risklerini emekçiler açısından okumak gayet basittir. Öncelikle Türkiye dış kaynak ile büyüdüğü için şu günlerde sıcak paranın çekilmesiyle bir döviz kuru şoku yaşanıyor. 2009 yılında da tüm hikaye yine bu şekilde başlamıştı. Yıllardır sıcak parayı çekmek için döviz kuru düşük tutuluyor, bu sayede ithalatın maliyeti ucuzlamış, ‘özendirilmiş’ oluyor. Bu durum ise ihracatı zayıflatıyor, ihracatçının rekabette ayakta kalabilmek için tek şansı ithalata dayalı ihracat yapmak oluyor. Tüm bunların genel bir sonucu olarak da ülkenin tüm bilançosunun ritmi döviz kurunda atıyor. Şimdi yaşanan döviz şokuyla tüm hesaplar alaşağı oldu. Finansman için ek kaynak gerekecek. Bu “kaynak yaratmak” ise, artık bir ezber haline gelen IMF reçetesi “kemer sıkma” operasyonundan başkası değil.

Başladı da…
3 Temmuz'dan  itibaren alkollü içeceklerden alınan ÖTV arttırıldı, önceki günlerde ise benzine litrede 11 kuruş zam eklendi. Şimdi sırada ücret zamları var… İlk etap, Ağustos ayında kamu emekçileri için belirlenecek ücret zamları…

Geçtiğimiz haftalarda Onuncu Kalkınma Planını açıklayan AKP, IMF-DB patentli politikalara “devam” demiştir. “Küçülerek sermayeyi büyüten devlet” merkezli politikalar çerçevesinde sıkı para ve maliye politikalarından taviz vermeyeceğini, yapısal dönüşümlere devam edeceğini ifade etmiştir. Yani aynı bütçe yönetimi mantığı içinde dolaylı vergiler üzerinden yani emekçi halktan alınan ağır vergilerle sermayenin, emperyalizmin savaş harcamalarının finanse edileceği ve hızlanan metalaşma süreciyle kamu hizmetlerinde dönüşümün daha kuvvetli olacağını Onuncu Kalkınma Planı içerisinde aslında kendisi ifade etmektedir.

Sadece burada konjonktürü dikkate alarak, aynı politikaların daha şiddetli ve hızlı olacağının altını çizmek gerekir. Çünkü şimdi sıcak paranın akmadığı musluğun yerine yeni kanallar aranacaktır. AKP hükümetinin finansman için yüzünü döneceği ilk kanal ise emeğin kazanımları, yurttaşların kamusal hakları ve yaşam alanları olacaktır.

Buradan sadece kısaca not düşmek gerekirse TMMOB’ye 9 Temmuz gecesi yapılan “yasa” operasyonunun bir acelesi de bu kaynak telaşından kaynaklıdır. Bugüne kadar rantsal projelerin toplumsal yaşam açısından maliyetlerini ortaya çıkaran, doğanın sömürüsüne karşı kamuoyunun tepkisini örgütleyerek toplumsal muhalefete hizmet eden TMMOB, bu kaynağın akmasındaki engellerden biriydi. Bu nedenle nasıl ki toplu sözleşme orta oyununda “işleri” zorlaştıran KESK’e karalama, sindirme kampanyası yürütüldüyse, iktidar şimdi de emeğin ve insanca yaşamın yanında yer alan TMMOB ‘engelini’ aşmanın yollarını aramaktadır.

Velhasıl, 2013’ün sonlarını “mıntıka temizliği” ile geçirdiği gözüken AKP’nin 2014 siyasi ve ekonomik programının ne içerikli olduğu şimdiden bellidir.