Kafa nakli mümkün, lazımsa!

|

Kafa nakli mümkün, lazımsa! A Kafa nakli mümkün, lazımsa!


Okuduğum bir haberle hayal gücüm, aklım, zihnim altüst. Buna göre, İtalyan bilim adamı Sergio Canavero büyük bir gerçeği açıkladı: Kafa naklini iki yıl içinde gerçekleştirebiliriz.
İzah edeyim, mesela yaşayan bir bedene, yaşamsal fonksiyonları devam eden bir başı nakil yapabilecekler. Maymunlarda başarılı olmuş deneylerde son aşama da tamamlanmış ve artık insan vücudu üzerinde kafa nakli işleminin detayları saygın bilim dergisi Surgical Neurology International’da yayımlandı. İtalyan doktorun aforoz edilmesi an meselesi olsa gerek, Ömer Özkan bu operasyonu gerçekleştirmeye çalışsa diyanet bu defa fetvayla da yetinmez, ne yayımlar artık bilmiyorum. Rahim naklinin caiz olmadığını açıklamıştı diyanet, hatırlatırım. Ancak bu baş nakli meselesinin biraz çapını ve kapsama alanını hayal etmeye çalışalım birlikte.
*

Bugüne dek bedenlerimiz, beynimizin, aklımızın önünde birer engeldi. Bedenimiz izin verdiğince hayal kurduk, yaşadık, sona erdik. Peki ama ya bedeninizi değiştirebilme şansınız olsa siz ne yapardınız? Ya da şöyle sorayım başınızı gövdenizden çıkarıp başka bir bedene koymayı teklif etseler ister miydiniz?
Hepimizin de bildiği gibi dünya kendinden memnun olmayan ve kendini ilaçlar, estetik operasyonlar, psikolojik ve fiziki eşik atlamaları ile değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan insanların azımsanmayacak sayıda olduğu bir yer. Mutsuzluk ve toplumsal tatminsizlik haber değeri taşımıyor. Ama bilim adamları şimdi, size sıra dışı bir teklif sunuyor: Beden değiştirmek.
Bacaklarınızın birkaç santim daha uzun olduğunu düşünün, kollarınızın biraz daha az sarkık, 60 yaşınızdasınız ve 20 yaşında bir insanın bedenine sahipsiniz, itiraz eder misiniz, o hiç memnun olmadığınız göğüsleriniz artık bambaşka, göbeğiniz tamamen kayboldu vs...

***

Bu neyin kafası?

Michael Bay’in The Island (Ada) filmindeki gibi sadece bu tip bir nakil için doğurulan ve yetiştirilen mükemmel genlere sahip klonlanmış insanların vakti geldiğinde bulundukları yerden alınıp, nakil için bir yere götürüldüğünü görebiliyorum. Mesela Stephen Hawking ayağa kalkabilir, savaşta ya da kazalarda yaralanıp, doğuştan bedenlerinde işlev bozuklukları taşıyan insanlar toplum yaşamına yeniden katılabilir. Tabii işin mafyası da o an türer. Yaşlı ve zengin kafalar, göz koydukları genç ve fakir bedenleri satın alma savaşı verir ve sonunda artık içinde yaşanmaz, tekinsiz bir dünya ortaya çıkar.
Bedenin sebep olduğu sıkıntılar ortadan kalktığında, algımız ne kadar değişecektir hayal gücüm yetmiyor. Fonksiyonlarını ancak bir travma yaşadığında ya da kimyevi bozukluklar sebebi ile kaybeden, en geç yaşlanan organlardan biri olan beyin, sürekli kendini yeni bir bedene taşıma imkanı bulursa, hem düşüncede hem harekette tuhaf bir özgürlük alanına girecektir. Hatta ölümsüzlük hissi bile hakim olabilir.

*
Tabi en önemli sonuçlarından biri de insan bedeninin ölçeğinin değişmesi olur sanırım. Beden gerçekten bir araç haline gelirken, insan türü kendini baş kısmı ile tanımlamaya başlayabilir. İnsan süreci hızlıca normalleştirip kabulleneceğinden sokaklarda beyaz vücutlu siyahi kafalar, siyahi vücuda sahip Uzakdoğulu kafalar, kadın vücudunda erkek başları gibi bugün görmediğimiz her şey yarın talebin karşılanamadığı bir endüstri haline gelebilir. Ben bu konu üzerine sanırım uzunca bir süre kafa yoracağım.
İnsan vücudu aklına hizmet etmeyen, yetersiz bir makina. Elbette bu yetersizliğin kökeninde birçok sebep yatıyor. Ama şimdi yeni bir fikir var: Beden değiştirmek.

***

Erdem Tepegöz’e tebrikler

İlk uzun metraj filmi ‘Zerre’ ile Moskova Film Festivali’ne katılan Erdem Tepegöz, festivalden iki ödülle döndü. Biri ‘En İyi Film’ ve bir diğeri ise başrol Jale Arıkan’a verilen ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülü oldu. Erdem Tepegöz ve Zerre ekibini tebrik ediyorum.