Meydan değil çukur sizin

|

 Meydan değil çukur sizin A  Meydan değil çukur sizin

Şunu bilelim. 1 Mayıs 2013'te iktidar, İstanbul'da tarih boyunca görülmemiş derecede büyük bir muharebe alanı yarattı. Beşiktaş-Unkapanı-Mecidiyeköy üçgeninde yaklaşık 15 kilometre karelik bir alanda halkla doğrudan çarpışmaya girdi. Yetmedi, köprüleri kaldırdı, vapur ve Metrobüs seferlerini iptal etti. İstanbul'un tamamında Olağanüstü Hal ilan edildi, sadece adı konulmadı.

Şunu bilelim. İşkence Türkiye'de bitmedi; hücrelerden meydanlara taşındı. 1 Mayıs 2013'te de en geniş çaplı toplu işkenceye imza atıldı.
Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) bir işkence aracıdır. TOMA'ların atası, Diyarbakır zindanlarından Emniyet Müdürlüklerinin izbe hücrelerine her yerde ve her devirde kullanılmış tazyikli su işkencesidir.
Biber gazı bir işkence aletidir. Biber gazının atası, Hitler Almanyasının gaz odalarıdır, Bayrampaşa Cezaevi'nde 2000'de kullanılan kimyasallardır. Hekimlerin açıklamaları net: Biber gazının fazla kullanımı öldürür. Cümleyi tekrar kuralım; biber gazı öldürücü gazdır! 'Eser miktarda' solunması ise kalıcı akciğer hastalıkları getirir. Solunma anında yüzü, gözü, ciğerleri yakması, suyla birleştiği zaman vücuttaki alevlenme hissi açık işkencedir. 1 Mayıs 2013'te, sadece alana gitmeye çalışanlara değil, 15 kilometrekarelik bir alanda yaşayan tüm yurttaşlara toplu işkence yapılmıştır.

Şunu bilelim. 1 Mayıs 2013'te 'orantılı güç' kullanılmamıştır. Pankartlarıyla bayraklarıyla toplanan insanlara, işkence aletleriyle ağır biçimde saldırılmıştır. Yaralıların sayısı bilinmemektedir. 17 yaşında bir genç kadın ölümden dönmüştür.

Şunu bilelim. Hükümet önceki üç yıl 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasına 'izin vererek' bir demokrasi güzellemesi yapmamıştır. İşçisinden öğrencisine, sosyalistinden emekçisine tüm 1 Mayısçılar yıllarca -kendilerine ait olan- meydana girmek için iktidarla karşı karşıya gelmiş; nihayetinde meydanı geri almıştır. İktidar, işçi-emekçi yanlısı olsaydı, daha 2003'te 1 Mayıs, sendikalar nerede istiyorsa orada kutlanmaya başlanırdı.

Şunu bilelim. Metal işkolundan havacılığa birçok alanda toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin kilitlendiği, taşeronlaşmaya karşı örgütlü mücadelenin en yüksek seviyeye ulaştığı, sendikaların işkolu barajlarından kaynaklı örgütlenmeye ağırlık verdiği, iş cinayetlerine karşı toplumsal duyarlılığın geliştiği bir dönemde; üstelik işsizlik çift hanelere çıkmışken, üstelik evini borçla geçindirenlerin sayısı cumhuriyet tarihinde görülmemiş seviyelere çıkmışken, üstelik büyüme yüzde 2'lere düşmüşken, emekçilerin tek bayramı '1 Mayıs'ı sembol alan Taksim'den koparmak, iktidarca planlanmış bir 'sopa gösterme' gösterisiydi.

Şunu bilelim. Taksim'deki 'inşaat çukuru', artan muhalefetin dayanışmasını engellemeye dönük açık bir bahaneydi. 15 kilometrekare alanı zapteden güvenlik güçlerinin onda biri kullanılarak, Taksim'de risksiz bir kutlama yapılabilirdi.

Şunu bilelim. Taksim sadece bir meydan değildir. Geçen Cumartesi yazarımız Güneş Duru'nun köşesinde ifade ettiği gibi, "Demokrasi meydanlardan gelir, meydanlarda soluk alır." Antik Yunan'dan Roma'ya, Paris'ten Sultanahmet meydanına... Bu çağın Türkiyesinin demokrasi meydanı da Taksim'dir.

Şunu bilelim. Toplumsal hareketlerin birleşme yerlerini iktidarlar belirlemez, halklar belirler. Suni 'miting meydanları', suni demokrasilerde olur. Halka nerede toplanacağını söylemek, hiçbir iktidarın haddi değildir.

Şunu bilelim. Taksim'i yayalaştırma projesi, esasen Taksim'i kitlelerden ayırma projesidir. İktidar, kendisinden önceki iktidarlardan devraldığı mirasa uygun biçimde, çağın demokrasi meydanını halktan almak için polisiyle, copuyla, tazyikli su ve gaz işkencesiyle 7 yıl boyunca 1 Mayıs terörü estirmiştir. Türkiye'nin bir türlü oturmayan demokrasi zemininde, tıpkı diğer iktidarlar gibi çukurlar açmaya devam etmiştir. Yetinmemiş, işi Taksim'de somut bir çukura çevirmiştir.

Şunu bilelim, bu çağın iktidarı, bu çağın demokrasi meydanı Taksim'in altına çukur kazmıştır!

Sayın Başbakan. Meydanlar halklarındır. Çukurlar iktidarların. Şunu bilelim.