TÜRKİYE NEREYE SAVRULUYOR, MISIR NEREYE SAVRULUYOR ?

|

TÜRKİYE NEREYE SAVRULUYOR, MISIR NEREYE SAVRULUYOR ? A TÜRKİYE NEREYE SAVRULUYOR, MISIR NEREYE SAVRULUYOR ?

Arap halk hareketlerinin "demokratikleştirme" kisvesi altında kolonizasyonu ve neoliberal coğrafyaya katılma projesinde Türkiye'ye atfedilen mümessil ve model ülke rolu bitmiş gibi.

21. yüzyılın tarihsel bağlamı ve ağırlığından kopartılmış "demokrasi ideası" kriz Avrupa'sındaki mali finans güdümündeki hükümetlerin "acı reçete-ekonomik paket-kemer sıkma" politikalarıyla çarçur edilip, tarihsel kazanımlar piyasalara peşkeş çekilip neo-teknokrasiye dönüşürken...

Sünni gölgesini Ortadoğu'ya doğru uzatarak habire emperyal edasıyla bölgesel balkon konuşması yapan,sıcak para obezi Türkiye, son birkaç yılda muhafazakar çoğunlukçu sandık saplantılı otoriter demokrasi pratiğine evrilivermişti...
Temsili demokrasinin azgın neoliberal dönem karşısında girdiği meşruiyet krizi, mevzu küresel kapitalist sisteme doğal,kamusal kaynak aktarımı ve yeni tüketici kitleler yaratmak olunca daha bir derinleşmiş..
Hatta Batılı vesayetçi sistemin çıkarları gereği gayet oryantalist hamlelerle Arap coğrafyasındaki otokrat rejimlere Mısır örneğinde olduğu üzere apar topar arkaik sandık demokrasisi aparatı eklenmişti..
Tahrir'de göz kamaştırıcı halk ayaklanmalarına ket vurarak Mısırlı generallerin "yardımlarıyla" iktidara taşınan ilk "sivil" cumhurbaşkanı Müslüman Kardeşler lideri Mursi geçen hafta yine ordu tarafından azledilmiş..
Ve Mursi'nin bir yıllık merkezi güç devşirici  icraatları ve yalnızca kendi seçmenini vatandaş "sayan" iktidar anlayışı iki yıldır meydanlardan ayrılmayan Mısır halkına talihsiz bir tecrübeye mal olmuştu...   

Elbette Türkiye'nin temsili demokrasi dinamikleriyle  Mısır'da olup biteni mukayese etme yanılsamasına düşmemek gerekiyordu.   

Ama demokrasinin biricik meşruiyetini sandık fetişizmine indirgeyip  sokağa çıkan vatandaşları "gayri milli" addederek şiddet uygulatan her dem mağdur ama demokrasi malulu söylem benzerliğini  ıskalamamak lazımdı.

Kaba çoğunlukçu temsil gücünü  hukukun üzerine konumlandırıp kuvvetler ayrılığını bütünleyerek "milli iradenin" totaliter tezahürü olarak gören ve  vatandaşlarını siyasi taleplerine göre "darbeci-demokrasi düşmanı-terörist" kategorisiyle ayrıştıran Türkiye'deki siyasi iktidar da Mısırdan gelen muhteşem darbe fırsatını kaçırmamıştı.
On bir yıllık iktidarı boyunca 12 Eylül yapımı vesayetçi devlet mekanizmalarını ihtimamla "kullanan" iktidar; yegane popülist demokratçı argümanı "darbe karşıtlığı ve sivilliği" hızla devreye sokarak Mısırda halkına şeriat referanslı anayasayı dayatan,muhaliflerine ateş açtıran Mursi'den zorlama"demokrasi kahramanı" çıkartmaya kalkışıyordu.

Çünkü tarihimizin en muazzam toplumsal hareketliliği olan Gezi Direnişi; Türkiye'yi zaman üzerinden adeta kaydırarak ileriye doğru taşırken, kitlelere kazandırdığı siyasi farkındalıkla, çitlenmiş siyasi alanın zincirlerini sökmeyi başarmıştı.

Ve Gezi Direnişinin ilk gününden beri muhafazakar provakatif söylemleri,dikta rejim agzı dış mihrak klişesiyle meczederek kendi halkını "düşmanlaştırma" gayretleri içindeki siyasi otoritenin yardımına Tahrir'de toplanan 20 milyon insanın "gitmesini" istediği Mursi mi yetişecekti?

Türkiye'de sokağa çıkan milyonlarca insanı twitter-facebook dahil derin hafiyelik ve soruşturma kampanyasıyla "Gezi Terör Örgütü" kapsamına almaya çalışan siyasal iktidar, yeni yönetiminin Mursi yandaşlarına "cadı avı" başlatıldığını söylüyor ve Mısır halkının Mursi tarafından meydanlarda derinden ikiye parçalanmış ve iç çatışmaya sürüklenen "milli iradesine" saygı çağrısını yineliyordu..

O esnada Türkiye'de safak baskınlarıyla yüzlerce gözaltı gerçekleşiyor, Taksim'e çıkanların uğradığı ölçüsüz hukuksuz şiddetin bir tek karesini vermeyen önümüzdeki tarihin yargılayacağı devlete iliştirilmiş medya gücü, Mısırdan hareketle Türkiye kamuoyunda yoğun darbe fobisi yaratma peşindeydi.. 

Demokrasi guruluğuna soyunan siyasi iktidar  Gezi Direnişinde dünya aleme seyrettirdiği hınç dolu şiddeti ve gasp ettiği canları ve temel demokratik hakları,kitlesel insan hak ihlallerini "bakın bölgedemizde darbe tehditi var" PR'yla maalesef aklamıyordu..       

Bu arada ağzından "darbe" sözcüğü çıkmamış/çıkamaz Batılı merkezlerde ise  21.yüzyılın Batı vesayetinde kurulan,küresel sisteme pazar ve kaynak sahası "yeni nesil İslam demokrasilerine" ilişkin "biz nerede yaş tahtaya bastık acaba " diye kara kara düşünüyor olmalıydılar...