Kızıldere 37 yaşında

|

30 Mart 1972. Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’deki direnişinin üstünden 37 yıl geçti. O gün doğan çocuklar bugün geçen ömürlerine ağlaşmaya başlamışlardır muhtemelen. O gün ömürlerinin son günlerini Kızıldere’de verenler ise ölümsüz birer abide oldu...

Kızıldere direnişini anmak isteyenleri yargılayan hâkimlere, sanık avukatlarının savunma yaparken Kızıldere’de yaşananların Türkiye sol hareketinin en önemli olayı olduğunu söylediğini okuduk gazetelerde. Ursula Le Guin devrimi tanımlarken; “Devrim yapılmaz devrim olunur” diyor. Sanırım Kızıldere direnişi devrim olmayı hak eden direnişlerin başında geliyor.
Bugünlerde belki biraz daha anlamlı bir isim Mahir Çayan… Ellerinde döktükleri masum insan kanlarının izleri olan vahşilerin 'kör ölür badem gözlü olur' cinsinden ulu insan muamelesi gördüğü bugünlerde…
Mahirlerle aynı havayı soluyanlar yaşadıklarını her fırsatta anlatırlarken, bugün kendi çocuklarına nezih ortamlar hazırlamak için itina gösteriyorlar. Bugün otobüsteki koltuğunu başkasına vermekten hoşnut olmayan nesiller yetiştiriyoruz. Çocuklarımıza önce ellerindekini kimselere vermemeyi öğütlüyoruz. Yeni çıkan bilgisayar oyunlarını almak için uzun kuyruklarda buluyoruz kendimizi. Hepimiz bireysel dünyamızda yalnızlığımızla son derece güvenliyiz. Mahir ve arkadaşları canlarını bir başkasına vermeyi görev bildiler. Mahir, bir teorisyen olarak arkasından onlarca hareket doğmasını sağladı. Bir bilim insanı olacak donanıma sahip o sert bakışlı genç adam Kerbela’da Hüseyin misali ölümü kucakladı. Bir dizi karakteri olamayacak kadar gerçekçi, bir popüler kültür nesnesi olamayacak kadar sertti. Romantik devrimci değil bir militandı.
Edip Cansever’in
“Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri”
dizelerini yazmasına vesile olan mendildeki kan sesi Mahir Çayan,
Can Yücel’in;
“Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgâr
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?”
dediği Deniz, Hüseyin ve Yusuf için kuşatıldıkları evin çatısında şartlarını sıralarken, çığır açan fikirler ürettiği kafasına aldığı kurşunlarla can verdi. Dönemin Başbakan’ı Nihat Erim’in yayımlanan günlüklerinden anlıyoruz ki Kızıldere’de yaşanan bir çatışma değil bir katliamdır.

***
Kavgamızın Kızıldere’si
Yoldaşlarını kurtarmak için düştüler yola. Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik diyordu on yiğit, on önder, on yoldaş…
Kızıldere'de bir destan yazıldı ama her nedense Kızıldere'yi halkın anlaması bir türlü istenmedi. Çünkü orada katledilenler rasgele bir araya gelmemişti. Ne yaptıklarını, ne yapmaları gerektiğini, geriye ne bırakacaklarını çok iyi biliyorlardı. Kızıldere’den yaklaşık iki yıl önce 1970’in Temmuz’unda Mahir Çayan'ın, "Bir direniş geleneği yaratmalıyız. Bu direnişte bizim çoğumuz, belki de hepimiz ölebiliriz, ama gelecek kuşaklara bir direniş geleneği bırakırız” demişti. İşte oligarşiyi, emperyalizmi en çok korkutan da bu sözlerdir. Ülkemizde emperyalizmden kurtuluşu tetikleyen, gençlikle, işçiyle, köylüyle başlayacak olan bir mücadele oluşuyordu. Oligarşinin zincirleri kırılmaya başlıyordu Halkın kurtuluşu sadece halkın bir kesimine indirgeyerek mümkün olamazdı. Her milliyetten, her inançtan tüm halk örgütlenecek, birleştirilecek, emperyalizme ve oligarşiye karşı birlikte omuz omuza mücadele edecekti. Halk kendi iktidarlarını kuracaktı. Tam bağımsız bir ülke, özgürlük, adalet, eşitlik için Kızıldere’deydiler.
Eşitliği, bağımsızlığı, özgürlüğü ilke edinen kızıldere bir kesimin çıkarlarına ters düşmekteydi ve üzeri sürekli örtülmek isteniyordu. Biz Kızıldere’deki yiğitlerin mücadelelerini kendimize benimsiyoruz ama gerici, yobaz, faşizan çevreler bunu istemiyor. Çünkü biz kendimize benimsediğimiz kavgada diyoruz ki, 'tok açın halinden anlasın, aç kalınacaksa da hep beraber, tok olacaksak da hep beraber, çok zengin bir kişinin cebindeki parayla, gününü hep çalışarak geçiren ve para kazanamayan insanların ceplerine, paranın eşit dağıtılmasını istiyoruz. Bizim Kızıldere'yi öğrenmemizi tabiî ki istemezler çünkü istedikleri gibi ülke topraklarını kullanamayacaklar, istedikleri gibi yönetemeyecekler.
Kızıldere’de emperyalizme, teslimiyete, oligarşiye, gericiliğe yer yoktur. Bunların olduğu yol bataklıktır ve sömürge durumundadır. Sömürgenin, zulmün, yoksulluğun yok olmasını isteyenler, birlik, kardeşlik arayanlar... Kızıldere'yi unutmamamız ve açtıkları yolda yılmadan yürümemiz gerekir.

Hüseyin Ceyhan-Hacıbektaş