Mersin Gençlik Muhalefeti baskılara yenilmiyor!

|

»Mersin Gençlik Muhalefeti’ne yönelik gerçekleşen polis baskıları, kuşkusuz egemen güçleri rahatsız eden ve gençliğin bu baskı ortamında geleceksizleştirmeye karşı bir nefes alabileceği, kendini ifade edebileceği Mersin Gençlik Kültür Evi’nin topladığı ilgiden kaynaklanıyor. Bize biraz Kültür Evi sürecinden bahsedebilir misiniz?
Sezai Korkmaz: Biz Mersin Gençlik Kültür Evi’ni geçen sene Nisan’da açtık. Çünkü Mersin yerelinin böyle bir yere ihtiyacı vardı. Sistemin geleceksizleştirme ve tüketim kültürüne karşı, gençliğin aslında toplumun en üretken damarı olduğunu vurgulamak için yozlaştırmalara karşı açtık. Ardından hızla faaliyetlere başladık. Mersin Gençlik Kültür Evi bünyesinde tiyatro, felsefe, sinema, fotoğraf atölyeleri ve Gençlik Kültür Evi Dershanesi’ni kurduk. Kültür evinin açılışından sonra da burada Mersin Gençlik Festivali adı altında bir etkinlik düzenledik. Turnuvalar, sokak tiyatroları, satranç turnuvaları ve en sonunda da Mersin’de gelmiş geçmiş en görkemli ve kalabalık Yeni Türkü ve Bandista konserlerini düzenledik. Sonrasında dernek faaliyetini iyice hızlandırarak burada sanatçılarla etkinlikler, kitap günleri düzenledik. ‘Halkın Kütüphanesi’ etkinliğini başlattık ve kültürevine kütüphane açtık. Haftanın belli günleri kitap okuma günleri yaptık.
Bu kültürevini aslında üniversite ile mahalle ve lise arasında bir bağ olarak, bu kopmuş bağı bir nevi birleştirmeye yönelik açtık. Geleceğimizi İstiyoruz’dan Gençlik Muhalefeti’ne geçiş formunda yayınladığımız metin gibi, alan çalışmasını oluşturan üç saç ayak vardı: mahalle, lise ve üniversite. Biz bunu burada elimizden geldiğinde yapmaya çalıştık.

»Peki gençliğin ilgisi nasıl oldu, beklediğiniz şekilde miydi?
Kubilay Özdağ: Tabii. Bunun en güzel meyvesini de 1 Mayıs’ta alanın en kitlesel ve coşkulu örgütü olarak aldık. Mahalleden, liseden, üniversiteden birçok insanla ilişkiye geçtik aslında. Tüm gençliğin bu sistemden, AKP’nin neoliberal politikalarından ne kadar rahatsız olduğunu gördük.

»Bu kitleselleşme de baskıları beraberinde getirdi tabii…
S.K.: Bu kadar kısa sürede bu kadar fazla iş yapmanın, bu kadar kitleselleşmenin bize doğuracağı sorunlar da olacaktı tabii, bunun da farkındaydık. Baskının artacağının farkındaydık derken, ilk baskı okuldan bize soruşturma üstüne soruşturma halinde yağmaya başladı. İkinci olarak lisedeki arkadaşların aileleri polisler tarafından aranarak “çocuğunuz yasadışı işlere karışıyor farkında mısınız? Eğer engel olmazsanız bundan siz de zarar göreceksiniz” tarzı şeyler söylendi. Ama bizi en onurlandıran şeyler ailelerin verdiği tepkiydi. Çünkü çocuklarının yasadışı hiçbir şey yapmadığını biliyorlardı ve verdikleri tepki “demokratik haklarını kullanıyorlar. Ben çocuğumun arkasındayım” oldu. Emniyet güçleri ise bu baskıları daha ileriye götürdü. Ailelerinin gözü iyice korkutulmaya, yaptığımız demokratik mücadele terörize edilmeye çalışıldı.
 
»Bu baskılara karşı nasıl bir mücadele yürüttünüz peki?
K.Ö.: Polis konusunda liselerde her sınıftan seçilen muhbirleri deşifre ederek, polisin de söylediğinin yalan olduğunu ispatlayarak bir mücadele yürüttük ve yürütüyoruz. Polisin söylediği yalanlara karşı, polisin yaptığı gerçek şeyler anlatılarak durum protesto edildi. Polisin, işine sahip çıkan TEKEL İşçileri’ne nasıl davrandığını, düşünen insanların fikirlerine nasıl set vurmaya çalıştığını anlattı ve polisin söylediği “bunlar marjinal gruplar, bunlar terör örgütüdür” yalanına karşı iyi bir ders verdik. Sonuç olarak bu süreç içerisinde yaşadığımız her türlü baskıya rağmen, bu baskıları bertaraf etmeyi başarabildik.

»Ailelerin sizle iletişimi ne şekilde oldu bu süreçte?
S.K.: Geçen hafta Gençlik Kültür Evi’nin düzenlediği, bize ait tiyatro grubunun oyununa gelen aileler gördüler ki burada cidden bir şeyler üretiliyor. İçleri rahat bir nefes aldı ve her koşulda arkamızda olduklarından bahsettiler. Bu aileler içerisinde babası emniyette başkomiser olan bile var.
 
»Bunun dışında üniversite öğrencilerine yönelik baskılar sürüyor aynı zamanda. Özellikle en son Mersin Üniversitesi’nde yaşanan ve ulusal basına yansıyan olaylar bunu çok açık bir şekilde gözler önüne seriyordu. Mersin’de üniversite öğrencileri hangi şartlar altında eğitim görüyor?
S.K.: Üniversitelerin durumu zaten ortada. Bilimsellikten uzak, adeta kışla gibi. Ezberci eğitim merkezlerine, hatta ticarethaneye dönmüş durumdalar. Bu da yetmez gibi üniversiteler polisin karargâhı durumuna getirilmeye çalışılmıştı. Buna karşı biz, “polisinizi değil, eşit, bilimsel, demokratik eğitim veren üniversiteler istiyoruz” sloganı ile okulda bir çalışma başlattık. Bu çalışma idare ve polis üzerinde yoğun bir baskı oluşturdu. Bunun sonu tüm öğrencilerle polisleri üniversiteden atmaya kadar gitti. Hatta dediğin gibi basına da yansımıştı polisin üniversite çarşısında herkesin gözü önünde öğrencilere silah çekmesi. Aslında sistemin güçleri, bu tür olaylarla bizim anlatmak istediğimizi, kendileri pratik olarak gösterdi. Bu bizim haklılığımızı ve Gençlik Muhalefeti’nin doğru mücadelesini bir kez daha öne çıkarmış oldu.
K.Ö.: Mersin Üniversitesi’nde dediğini yapan, yaptığını söyleyen, kitlesellik bakımından da üniversitesine sahip çıkan tek örgüt Gençlik Muhalefeti. Okul sorunlarıyla da, toplumsal sorunlarla da yakından ilgilenen gençlik örgütüyüz. Rektörlük seçimlerinde açık bir şekilde yapılan seçimlerin sonucunun belli olduğu, yeni rektörün iktidarla bağlantılı bir rektör olacağını, bunun yanı sıra tüm üniversite bileşenlerinin oy kullanması gerektiğini, yapılan seçimlerin anti-demokratik olduğunu söyledik. Daha sonra polisin arkadaşımızı tehdit etmesiyle ve iki gün ara ile arkadaşlarımızın üzerine silah çekmesi ile süreç biraz daha hızlandı. Bunun yanı sıra üniversitede de kurulan KGS’yi, kurulduğundan beri hiç kullanmadık. Her gün protesto ettik. Yaptığımız bu tarz eylemler polisin de, polis kontrolünde olan faşistlerin de dikkatini çekti. Polis silah çektiğinde, bize dişini geçiremeyince bu sefer faşistler arkadaşlarımıza saldırdı ve bıçakladı. Faşistler kaçarken iki öğrenciye arabayla çarptılar ve öğrenci arkadaşlar uzun süre yoğun bakımda kaldı. Bu durumda bile Gençlik Muhalefeti’nin yılmayacağını anladılar. Polisler Muhalefet’in kitleselleşmesinden rahatsız oluyor ve bu sebeple baskı kurmaya çalışıyor.
 
»Liselere değinecek olursak…
K.Ö.: “Nevit Kodallı Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müdürü’nün yaptığı haremlik-selamlık uygulamalar neoliberal bir uygulamanın ürünüdür” diyerek okulun önünde yaptığımız basın açıklaması ile durumu protesto ettik. “Liselerde 45 cm değil, özgürlük istiyoruz!” diyerek yemekhanede kadın ve erkeklerin yan yana yemek yiyememesi ve kadın-erkeklerin 45 cm mesafeden az birbirine yaklaşmamasını isteyen okul yönetimi, yapılan protestolar sonrası, aldığı kararı önce yalanladı, daha sonra kararı iptal etmek zorunda kaldı. Muhalefetin ani durumlarda geliştirdiği eylem ve etkinlikler, durumu değiştirdi.

»Mersin’deki bu gençlik çalışmasının mahalle/işçi ile olan iletişiminden bahseder misiniz?
Geçen sene buradaki liman işçileri, 101 gün direnmiş sonra da sendikalı olup tekrar işlerine dönmüşlerdi. Şişe cam sanayinde arkadaşlarımız var ayrıca. Gençlik Muhalefeti olarak işçilerle devamlı olarak dayanışma içindeyiz. İşçilerle o direniş dönemlerinde hep beraberdik.

»Son olarak toparlarsak?
S.K.: Biz Mersin Gençlik Muhalefeti olarak Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Mersin’de de üniversitelerimizi, liselerimizi ve mahallelerimizi AKP’ye, sermayeye ve gericilere bırakmayacağız. Polis baskıları, soruşturmalar, verilen cezalar gençliğin çoğalan öfkesini bastıramayacak ve de Gençlik Muhalefeti olarak sokakta, okulda, derste, sırada, her yerde; eşit, özgür, demokratik bir üniversite, lise ve ülke mücadelesiyle alanları kızıla boyamaya, düşmana inat çoğalmaya devam edeceğiz.